Yabancı bir mahkeme kararının Türkiye’de tenfizi ayrı bir davanın konusudur; kendiliğinden işleyen bir formalite değildir. 5718 sayılı MÖHUK m.50 uyarınca — Kanun 12 Aralık 2007’de yürürlüğe girmiş olup tanıma ve tenfize ilişkin hükümleri Temmuz 2026 itibarıyla değişmemiştir — yabancı bir hukuk mahkemesinden verilmiş ve verildiği devlet hukukuna göre kesinleşmiş bir karar, ancak Türk asliye mahkemesinin tenfiz kararı vermesi hâlinde Türkiye’de icra edilebilir. Mahkeme yalnızca m.54/1’de sınırlı olarak sayılan dört koşulu denetler: karşılıklılık, uyuşmazlığın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmemesi, kararın kamu düzenine açıkça aykırı olmaması ve savunma hakkına riayet edilmiş olması; işin esasını yeniden incelemez. Karara icra kabiliyeti değil yalnızca hukuki geçerlilik kazandırmak isteniyorsa tanıma aynı koşullara tabidir; tek istisna, m.58/1’in karşılıklılık koşulunu açıkça uygulama dışı bırakmasıdır.
Sınır ötesi uyuşmazlıklar çoğu zaman kararın bir ülkede verildiği, malvarlığının veya borçlunun ise başka bir ülkede bulunduğu bir tabloyla sonuçlanır. O ülke Türkiye olduğunda, yabancı karar kendiliğinden hüküm ifade etmez. Herhangi bir kişiyi bağlayabilmesi ya da bir malvarlığına ulaşabilmesi için özel bir Türk mahkeme usulünden geçmesi gerekir. Aşağıda sürecin Türk hukukunda nasıl işlediği, mahkemenin neye bakıp neye bakmayacağı ve davaların uygulamada en sık nerede tıkandığı ele alınmaktadır.
Uygulanacak hukuk: MÖHUK (5718 sayılı Kanun)
Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) ile düzenlenir. Kanun, kararı hangi yabancı mahkemenin verdiğinden bağımsız olarak uygulanan tek ve yeknesak bir çerçeve öngörür. Karar ister Londra’dan, ister Frankfurt’tan, ister Dubai ya da New York’tan gelsin, aynı kanuni koşullar geçerlidir; ülkeden ülkeye değişen tek şey, karşılıklılığın ne kadar kolay kurulabildiğidir.
Türkiye’nin usulüne uygun biçimde yürürlüğe koyduğu milletlerarası andlaşmalar da kanun hükmündedir; MÖHUK bunlara yol verir: m.1/2, Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümlerini açıkça saklı tutar. İki taraflı bir andlaşmanın uygulandığı hâllerde, andlaşma hükümleri MÖHUK’un yanında bir hukuk kaynağı oluşturur ve karşılıklılık sorununu önemli ölçüde basitleştirebilir.
Her şeyden önce şu eşik noktası önem taşır: MÖHUK’un mahkeme kararına ilişkin kuralları yabancı mahkeme kararları için geçerlidir. Yabancı bir hakem kararı farklı bir yolu izler ve burada anlatılan usulün kapsamında değildir. Türkiye 1958 tarihli New York Sözleşmesi’ne 2 Temmuz 1992’de katılmış, Sözleşme Türkiye bakımından 30 Eylül 1992’de yürürlüğe girmiştir. Temmuz 2026 itibarıyla yürürlükte olan iki I(3) beyanı saklıdır: Türkiye Sözleşme’yi yalnızca başka bir Âkit Devlet ülkesinde verilen kararlara (karşılıklılık) ve yalnızca Türk hukukuna göre ticari sayılan hukuki ilişkilerden doğan uyuşmazlıklara uygular. m.1/2’deki andlaşma önceliği nedeniyle, Âkit Devletlerde verilen kararlar bakımından esas rejim, MÖHUK’un tamamlayıcı nitelikteki 60 ilâ 63. maddeleri değil, Sözleşme’dir. Elinizde hangisinin bulunduğunu en baştan tespit edin; zira yanlış rejim, yanlış mahkeme, yanlış belge ve kaybedilen zaman demektir.
Tanıma ile tenfiz ayrımı
Türk hukuku, birbiriyle bağlantılı ancak ayrı iki sonucu birbirinden ayırır ve doğru olanı seçmek tüm dosyanızın kurgusunu belirler:
- Tanıma, yabancı bir karara Türkiye’de hukuki geçerlilik kazandırır ve kararın kesin delil ile kesin hüküm olarak dikkate alınmasını sağlar (m.58/1). Yabancı bir boşanma, velayet veya soybağı kararı gibi kişi hâline ilişkin konularda ihtiyaç duyulan budur; örneğin yabancı bir boşanmanın Türk nüfus kütüğüne işlenmesi için.
- Tenfiz, kararın icraya konulmasına imkân tanır; böylece bir para alacağı ya da başka bir edim, icra dairesi eliyle davalının malvarlığından takip edilebilir.
Her iki yol için koşullar büyük ölçüde aynıdır; ancak önemli bir istisna vardır: m.58/1 uyarınca m.54/1(a)‘daki karşılıklılık koşulu tanımada uygulanmaz. Dolayısıyla bir tanıma davası, tenfiz davasından farklı olarak karşılıklılık üzerinden kazanılıp kaybedilmez; kararın verildiği ülkenin karşılıklılık sicili zayıfsa bu ayrım üzerinde durmakta yarar vardır. Tenfiz ise tanımanın gerektirmediği icra edilebilirlik unsurunu ekler. Yalnızca hukuki geçerliliğe ihtiyacınız varsa; yani mala haciz koymayacaksanız, tek başına tanıma daha hızlı ve yeterlidir. Para tahsil etmeniz ya da bir edimi zorla yerine getirtmeniz gerekiyorsa tenfize ihtiyacınız vardır.
Ayrıca kesin hüküm ve kesin delil etkisi, Türk mahkemesinin karar tarihinden değil, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren doğar (m.59).
| Tanıma | Tenfiz | |
|---|---|---|
| Amaç | Hukuki geçerlilik ve kesin delil | Malvarlığına karşı icra |
| Tipik kullanım | Boşanma, velayet, soybağı, kişi hâli | Para alacakları, edim yükümlülükleri |
| İcra dairesine ulaşır mı | Hayır | Evet — icra dairesi eliyle |
| Karşılıklılık aranır mı | Hayır — m.54/1(a), m.58/1 ile uygulanmaz | Evet — m.54/1(a) |
| MÖHUK koşulları | m.54/1 listesi, karşılıklılık hariç | m.54/1 listesinin tamamı + icra edilebilirlik |
Karşılıklılık: belirleyici koşul
Türkiye, kararların karşılıklı tenfizine ilişkin çok taraflı bir andlaşmaya taraf değildir; Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizine Dair Lahey Sözleşmesi’ne de taraf değildir. Bu nedenle Türk mahkemeleri kararı Lahey ölçütlerine göre denetlemez; MÖHUK’u uygular.
MÖHUK m.54/1(a), karşılıklılığın üç yoldan biriyle kurulmasına imkân tanır:
- Türkiye ile kararın verildiği ülke arasında karşılıklılık esasına dayanan bir andlaşma bulunması;
- o ülkenin kendi mevzuatında Türk kararlarının tenfizine imkân tanıyan kanuni bir dayanağın bulunması; veya
- yabancı ülkenin uygulamada Türk mahkeme kararlarını tanımış ve tenfiz etmiş olması anlamında fiilî (de facto) karşılıklılık.
Mahkeme karşılıklılığı, ilgili ülke bakımından somut olayın özelliklerine göre değerlendirir. Karşılıklılığın bulunmaması, tenfizin önündeki en yaygın engellerden biridir ve fiilî karşılıklılık uygulamaya ilişkin delillere dayandığı için çoğu zaman davanın tümüyle kaderini belirleyen noktadır.
Bu rehberden tek bir şey alacaksanız o da şu olsun: mücadele genellikle yabancı kararınızın esası hakkında değildir; kararı veren ülkenin bir Türk kararını tenfiz edip etmeyeceğinin ispatı hakkındadır. Bu delili davayı açtıktan sonra değil, açmadan önce hazırlayın.
Uygulamada dikkat edilmesi gerekenler
Kararı veren ülke büyük bir ekonomi diye karşılıklılığın var olduğunu varsaymayın. Federal devletler klasik bir tuzaktır: karşılıklılık bir eyalet ya da bölge düzeyinde tanınmış, bir başkasında tanınmamış olabilir; dolayısıyla kararı veren somut yargı çevresi önem taşır. Andlaşmanın bulunmadığı hâllerde, o yargı çevresinde Türk kararlarının fiilen tenfiz edildiğine dair delilleri; hukuki mütalaaları, emsal kararları ya da örnekleri toplayın ve davalı bu noktayı ileri sürünce telaşla aramak yerine dosyaya en baştan koyun. Alman mahkemesi kararlarında iki devlet arasında tenfizi genel olarak düzenleyen bir antlaşma bulunmadığından neyin gösterilmesi gerektiğini Alman kararlarına ilişkin notlarımızda anlattık.
MÖHUK uyarınca tenfiz koşulları
Karar öncelikle, verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmiş olmalıdır (m.50). Bunun ötesinde m.54/1 sınırlı bir liste öngörür; mahkeme bu listeye yeni koşul ekleyemez. Tenfize karar verebilmesi için şu hususların gerçekleştiğinden emin olması gerekir:
- andlaşma, kanun ya da fiilî uygulama yoluyla karşılıklılığın bulunması (m.54/1(a));
- uyuşmazlığın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmemesi (örneğin, Türkiye’deki taşınmazlara ilişkin belirli konular) ve davalının itirazı üzerine, kararı veren mahkemenin uyuşmazlıkla ya da taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadan yetki tesis etmemiş olması (m.54/1(b));
- kararın Türk kamu düzenine (kamu düzeni) açıkça aykırı olmaması (m.54/1(c)); ve
- savunma hakkına riayet edilmesi; yani davalının o yer kanunlarına göre usulüne uygun davet edilmiş, temsil edilmiş ya da hakkında gıyapta hüküm kurulmamış olması. Mahkeme bu sebebi kendiliğinden gözetmez: davalının bunu Türk mahkemesi önünde ileri sürmesi gerekir (m.54/1(ç)).
Önemle belirtmek gerekir ki Türk mahkemesi işin esasını yeniden incelemez. Vakıaları, delilleri ya da yabancı mahkemenin doğru sonuca varıp varmadığını yeniden değerlendirmez. Kamu düzeni ölçütü de dardır: m.54/1(c) yalnızca kamu düzenine açıkça aykırı hükmü tenfiz dışında bırakır; bir Türk mahkemesinin aynı uyuşmazlıkta farklı karar verebilecek olması tek başına bu ölçütü karşılamaz.
Usul adım adım
Tenfiz davasında görevli mahkeme asliye mahkemesidir (m.51). Yetki bakımından dava, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri mahkemesinde; yerleşim yeri yoksa sâkin olduğu yer mahkemesinde; Türkiye’de yerleşim yeri de sâkin olduğu yer de bulunmuyorsa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinde açılır. Tenfizde hukuki yararı bulunan herkes tenfiz isteminde bulunabilir (m.52/1).
Dilekçeye eklenecek belgeleri m.53 belirler ve liste kısadır: yabancı mahkeme kararının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya kararı veren mahkeme tarafından onanmış örneği ile onanmış tercümesi; ayrıca kararın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesi. Uygulamada bu belgeler apostil ya da konsolosluk onayı taşır. Tenfiz dilekçesi, duruşma günüyle birlikte karşı tarafa tebliğ edilir ve istem basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenerek karara bağlanır (m.55/1).
Tipik sıralama şöyledir:
- Dosyayı hazırlayın — kararı, kesinleşme şerhini, apostili/konsolosluk onayını ve onaylı Türkçe çevirileri temin edin.
- Davayı açın — görevli ve yetkili asliye mahkemesinde davayı açın ve yargı harçlarını yatırın.
- Çekişmeli duruşma — davalıya tebligat yapılır ve kanunun izin verdiği dar itirazları ileri sürebilir; yargılama basit usule göre yürür.
- Tenfiz kararı — koşullar sağlanırsa mahkeme tenfize (ya da tanımaya) karar verir.
- Kesinleşme ve icra — karar kesinleştiğinde alacaklı, icra emri çıkarılması için icra dairesine başvurur. Davalıya bunun ardından uymak için yedi gün süre tanınır; uymaması hâlinde alacaklı malvarlığının haczine geçebilir.
Takvimi her şeyden çok iki pratik nokta belirler. Birincisi, çeviri ve tasdik işlemleri mümkün olduğunca kararın verildiği ülkede halledilmelidir; yargılama devam ederken yurt dışından yeni bir kesinleşme şerhi temin etmek dosyaya düzenli olarak aylar ekler. İkincisi, borçlunun Türkiye’deki malvarlığı tespit edilebiliyorsa, geçici hukuki korumayı erkenden talep etmeyi değerlendirin; ödeme gücü yerinde görünen bir davalı, uzun süren çekişmeli bir yargılamanın sonunda içi boşaltılmış bir kabuğa dönüşebilir.
Borçlunun ileri sürebileceği savunmalar
Davalının itirazları esasa değil, dar ve usule ilişkin sebeplere dayanır. Kabul edilen sebepler şunlardır:
- karşılıklılığın bulunmaması;
- Türk mahkemelerinin münhasır yetkisi;
- Türk kamu düzenine açık aykırılık;
- savunma hakkına riayet edilmemesi (örneğin, davalıya asıl yargılamada hiç usulüne uygun tebligat yapılmamış olması);
- kararın kesinleşmemiş olması; ve
- ilamın kısmen veya tamamen yerine getirilmiş olması ya da yerine getirilmesine engel bir sebebin ortaya çıkmış olması (m. 55/2); örneğin borcun daha önce ödenmiş olması.
Borçlu işin esasını yeniden tartışamaz; m.55/2 karşı tarafın itiraz sebeplerini sınırlı sayar: tenfiz şartlarının bulunmaması ya da ilamın kısmen veya tamamen yerine getirilmiş olması yahut yerine getirilmesine engel bir sebebin ortaya çıkması. Yabancı forumun elverişsizliğine yönelik şikâyetler ya da davayı yeniden açmaya yönelik iddialar bu sebepler arasında sayılmamıştır. Bu darlık iki yönlü işler: usulüne uygun hazırlanmış bir alacaklıyı yeni bir yargılamadan korurken, yurt dışında gerçekten savunma hakkı elinden alınmış bir borçluya da odaklı ve etkili bir saldırı hattı bırakır.
Sık yapılan ve pahalıya mal olan bir hata: yurt dışında ikame ya da göstermelik tebligata dayanmak. Davalıya asıl davada gerçekten bildirim yapılmamışsa, tenfiz davası, karar vakıalar bakımından ne kadar sağlam olursa olsun, “savunma hakkı” sebebiyle çökebilir.
Uygulamadaki tuzaklar ve bunlardan nasıl kaçınılır
- Karşılıklılık boşlukları. Andlaşmanın bulunmadığı hâllerde fiilî karşılıklılığın ispatı belirleyici, kimi zaman da sonuç doğuracak ölçüde kritik olabilir. Delilleri davadan önce toplayın.
- Belgelendirme. Eksik kesinleşme şerhleri, asıl yargılamadaki hatalı tebligat ya da tamamlanmamış onaylı çeviriler sıklıkla gecikmeye veya ret kararına yol açar. Üç temel belgeyi — karar, kesinleşme şerhi, onaylı çeviri — pazarlık konusu olmayan unsurlar sayın.
- Süre. Tenfiz çoğunlukla altı ila on sekiz ay sürer, kanun yoluna başvurulduğunda daha uzar; bu takvimi her sulh stratejisine katın.
- Yetki ve harçlar. Yetkili mahkeme ile uygulanacak yargı harçları en baştan doğru biçimde ele alınmalıdır; buradaki hatalar süreyi sıfırdan başlatır.
- Yanlış rejim. Bir hakem kararını mahkeme kararı kurallarına göre ya da tersine tenfiz etmeye çalışmak aylar kaybettirir. Önce elinizde hangi belgenin bulunduğunu doğrulayın.
Yabancı bir karar, MÖHUK koşulları sağlandığında ve dosya usulüne uygun hazırlandığında Türkiye’de tenfiz edilebilir. Karşılıklılığa, kesinleşmeye ve savunma hakkına gösterilen özen, sorunsuz bir tenfizi tıkanmış bir tenfizden ayıran şeydir; bu emeğin çoğu ise dilekçe hiç sunulmadan önce harcanır.
İlgili Hizmet Alanları ve Dava Rehberleri
- Gayrimenkul Hukuku: Yabancılar için taşınmaz edinimi, tapu iptal ve tescil davaları ve kira uyuşmazlıkları.
- Fikri Mülkiyet ve Marka Hukuku: TÜRKPATENT tescilleri, marka hükümsüzlük ve tecavüz davaları (FSHHM).
- Kişisel Verilerin Korunması (KVKK): VERBİS kaydı, veri envanteri ve sınır ötesi veri aktarım uyumu.
- İstanbul’da Yabancı Müvekkil ve Şirketler İçin Dava ve İşlem Rehberi: İstanbul adliyelerinde mülkiyet, marka ve ticari dava yönetimi.