İİK m. 62'deki yedi günlük itiraz süresi, itirazın takibi neden yalnızca durdurduğu, alacaklının bir yılı ve altı ayı, iki yönde birden işleyen %20 tazminat.
Bir icra dairesinden ödeme emri tebliğ edildiğinde hukuken belirleyici tek olgu tebliğ tarihi, belirleyici tek süre ise yedi gündür. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 62. maddesi uyarınca itiraz etmek isteyen borçlu, itirazını ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur; 66. madde uyarınca müddeti içinde yapılan itiraz takibi durdurur. Borcun tamamına yönelik genel bir itiraz için gerekçe göstermek zorunlu değildir, itirazla birlikte delil sunmak da gerekmez.
Ancak itiraz bedelsiz bir savunma aracı değildir. Kanun, geçerli bir alacağı sürüncemede bırakan borçluyu da dayanaksız bir alacağı takibe koyan alacaklıyı da aynı ölçüyle karşılar: yüzde yirmiden aşağı olmamak üzere tazminat kaydı Kanun’da dört ayrı yerde geçer ve iki yöne birden bakar.
Ödeme emri nedir, ne değildir
Genel haciz yolu — uygulamadaki adıyla ilamsız icra — bir para alacağını mahkeme kararı olmaksızın takip eder. İİK m. 58 takip talebinin içeriğini sayar: tarafların kimliği ve yerleşim yeri, alacağın Türk lirası olarak tutarı, faiz oranı ve faizin işlemeye başladığı gün, senet — senet yoksa borcun sebebi — ve takip yollarından hangisinin seçildiği. Maddenin çoğu zaman gözden kaçan devamı şudur: belgenin aslının veya tasdikli örneklerinin takip talebi anında icra dairesine tevdii, yalnızca alacak bir belgeye dayanıyorsa zorunludur. Alacak bir belgeye dayanmıyorsa dosyaya hiçbir şey konulmaz. İcra müdürü de işin esasını tartmaz; takip talebinin Kanun’da öngörülen şartları içerdiğine karar verirse ödeme emrini düzenler (m. 60).
Ödeme emri tek belgede üç ihtarı birden taşır (m. 60): borcun ve masrafların yedi gün içinde icra dairesine ait banka hesabına ödenmesi; dayanak senetteki imza kendisine ait değilse borçlunun bu ciheti yine aynı yedi gün içinde ayrıca ve açıkça bildirmesi, aksi hâlde senedin icra takibi yönünden kendisinden sadır sayılacağı; borç ödenmez ve itiraz da edilmezse m. 74 uyarınca mal beyanında bulunulması, bulunulmazsa hapisle tazyik olunacağı. Ödeme emri iki nüsha düzenlenir ve nüshalar arasında fark bulunursa borçludaki nüsha muteber sayılır. Ödeme emri, takip talebinden itibaren nihayet üç gün içinde tebliğe gönderilir (m. 61); müşterek borçluların her birine ayrı ayrı tebliğ yapılır.
Buradan çıkan sonuç sadedir: hiç beklenmedik bir anda gelen ödeme emri hukuken olağandır ve tek başına alacağın haklılığı hakkında hiçbir şey söylemez. Ödeme emrinden sonra işleyen makine — haciz, ihbarname, satış — alacaklı tarafından bakıldığında Türkiye’de alacak tahsili ve icra yazımızda ele alınıyor.
| Karşılaştırma noktası | Genel haciz yolu (İİK m. 58–72) | Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu (İİK m. 167–170) |
|---|---|---|
| Ödeme süresi | Tebliğden itibaren 7 gün (m. 60) | Tebliğden itibaren 10 gün (m. 168) |
| İtiraz süresi | 7 gün (m. 62) | 5 gün (m. 168) |
| İtirazın yapılacağı merci | İcra dairesi; dilekçe ile veya sözlü olarak | İcra mahkemesi; yazılı dilekçe ile |
| İtirazın takibe etkisi | Takibi kendiliğinden durdurur (m. 66) | Mahkeme kararı olmadan durdurmaz |
| Sebep gösterme | Borcun tamamına yönelik genel itirazda gerekmez | Kanunda sayılan itiraz sebepleri ileri sürülmelidir |
Sağdaki sütun, alacağın bir poliçe, bono veya çeke bağlandığı hâllerde uygulanır; o rejimin işleyişi kambiyo senetlerine özgü haciz yolu yazımızda ayrıntılandırılıyor. Ödeme emrinin başlığını okuyup hangi takip yolunda bulunduğunuzu tespit etmek, ilk esaslı adımdır: bu tespit, elinizde yedi günün mü beş günün mü olduğuna ve itirazın icra dairesine mi icra mahkemesine mi yapılacağına birden karar verir.
Yedi günlük itiraz ve üç tuzağı
İİK m. 62’ye göre itiraz, takibi yürüten icra dairesine dilekçe ile veya sözlü olarak yapılır. İtiraz başka bir icra dairesine yapılırsa o daire gereken masrafı alarak itirazı derhal yetkili daireye gönderir; itiraz alacaklıya üç gün içinde muhtıra ile tebliğ edilir. Aynı maddenin üç fıkrası, uygulamada geçerli savunmaları en sık kesen hükümlerdir.
Kısmi itirazda miktar gösterilmelidir. Borcun bir kısmına itiraz eden borçlunun, o kısmın cihetini ve miktarını açıkça göstermesi lazımdır. Göstermezse Kanun itirazı genel itiraz saymaz; itiraz edilmemiş sayar. Bunun m. 66 ile birleşen sonucu, takibin alacağın tamamı için devam etmesidir.
İmza inkârı ayrı ve açık olmalıdır. Takip bir senede dayanıyor ve senet altındaki imza kabul edilmiyorsa, bu husus itirazda ayrıca ve açıkça beyan edilmelidir. Aksi takdirde borçlu, icra takibi yönünden senetteki imzayı kabul etmiş sayılır. Dilekçede “borca itiraz ediyorum” ifadesinin tek başına imzayı da inkâr ettiği kabul edilmez.
Yurt içinde adres bildirmek zorunludur. Borçlu veya vekili, itirazla birlikte borçluya ait yurt içinde bir adres bildirmek zorundadır. Bildirmezse, takip talebinde gösterilen adrese çıkarılan tebligat borçluya yapılmış sayılır. Adresini sonradan değiştirip yeni adresini bildirmeyen ve yurt içinde yeni adresi tebliğ memurunca da tespit edilemeyen borçlu bakımından sonuç aynıdır. Yurt dışından yönetilen şirketlerde ve adres değişikliği sık olan işletmelerde, canlı bir savunmayı kesinleşmiş bir borca çeviren hüküm çoğunlukla budur.
İki nokta daha dilekçenin kaleme alınışını belirler. Yetki itirazı, İİK m. 50 uyarınca esas hakkındaki itirazla birlikte yapılmalıdır; icra mahkemesi önce yetki meselesini inceler ve kati surette karara bağlar. İİK m. 63’e göre de itiraz eden borçlu, itirazın kaldırılması duruşmasında, alacaklının dayandığı senet metninden anlaşılanlar dışında itiraz sebeplerini değiştiremez ve genişletemez. Gerekçe yazmama serbestisi, sonradan serbestçe sebep üretme serbestisi değildir.
İtirazdan sonra alacaklının önündeki üç yol
İtiraz dosyayı durdurur, kapatmaz. Alacaklının önünde her biri kendi mercii, ispat ölçüsü ve süresi olan üç yol vardır.
| Yol | Dayanak | Süre | Merci ve ispat |
|---|---|---|---|
| İtirazın iptali davası | İİK m. 67 | İtirazın tebliğinden itibaren 1 yıl | Genel mahkeme; genel hükümler dairesinde tam ispat |
| İtirazın kesin kaldırılması | İİK m. 68 | İtirazın tebliğinden itibaren 6 ay | İcra mahkemesi; yalnız m. 68'de sayılan belgelerle |
| İtirazın geçici kaldırılması | İİK m. 68/a, 69 | 6 ay; sonrasında borçluya 7 gün | İcra mahkemesi; imzası reddedilen adi senet |
İİK m. 68 dar ve seri bir yoldur: alacaklının elinde, imzası ikrar edilmiş yahut noterlikçe tasdik edilmiş, borç ikrarını içeren bir senet ya da resmî dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz yahut belge bulunmalıdır. Borçlunun itirazı da aynı nitelikte bir belgeye dayanıyorsa itirazın kaldırılması talebi reddolunur. Bu yolun alacaklı bakımından bir yaptırımı vardır: altı ay içinde itirazın kaldırılması istenmezse o alacak için yeniden ilamsız takip yapılamaz. Buna karşılık m. 67’deki bir yıllık süre daha yumuşaktır; süreyi geçiren alacaklının genel hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır.
Alacaklı adi bir senede dayanarak itirazın geçici kaldırılmasını elde ederse inisiyatif yeniden borçluya geçer. İİK m. 69 uyarınca borçlu, geçici kaldırma kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde borçtan kurtulma davası açabilir. Bu davanın dinlenebilmesi, borçlunun dava konusu alacağın yüzde on beşini ilk duruşma gününe kadar mahkeme veznesine nakden depo etmesine ya da aynı değerde menkul kıymet veya banka teminat mektubu tevdi etmesine bağlıdır; aksi hâlde dava reddolunur.
Yüzde yirmilik tazminat iki yönde birden işler
Bir itirazın savunma mı yoksa pahalı bir gecikme mi olduğuna asıl karar veren düzenleme budur. Kanun dört ayrı sonuca yüzde yirmilik bir taban bağlar ve her biri simetriktir.
- İtirazın iptali (m. 67). Borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; alacaklı takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı tazminata mahkûm edilir. Her iki hâlde de hüküm ancak diğer tarafın talebi üzerine kurulur ve tazminat, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz; hesapta takip talebi veya davadaki talep esas alınır. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır.
- İtirazın kaldırılması (m. 68). Talebin esasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde borçlu, aynı nedenlerle reddi hâlinde alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine yüzde yirmiden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilir. Borçlu menfi tespit veya istirdat davası açarsa yahut alacaklı genel mahkemede dava açarsa tazminatın tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve davayı kazanan taraf bakımından daha önce hükmedilmiş tazminat kalkar.
- Borçtan kurtulma davası (m. 69). Haksız çıkan taraf, dava veya hükmolunan şeyin yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere münasip bir tazminatla mahkûm edilir.
- Menfi tespit davası (m. 72). Borçlu takipten önce tedbir almış ve davayı kaybetmişse, alacaklı alacağını geç almaktan doğan zararını gösterilen teminattan alır ve bu zarar herhâlde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. Borçlu kazanmış ve onu davaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılmışsa, alacaklı aleyhine hükmolunacak zarar takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.
Beşinci bir taban da aşağıda ele alınan İİK m. 89’da üçüncü kişiler için öngörülmüştür. Tablo açıktır: açıkça borçlu olunan bir alacakta zaman kazanmak için verilen itiraz, 100 birimlik takibi 120 birime ve masraflara çevirir; dayanaksız olduğunu bildiği alacağı takibe koyan alacaklı da aynı aritmetikle karşılaşır. Arkadaki ilişki gerçek bir ticari uyuşmazlıksa, bu risk çoğu zaman kavgayı icra dosyasından çıkarıp genel mahkemeye taşımanın da sebebidir; bu tercih, tek başına icra usulünden çok ticari uyuşmazlık ve tahkim çalışmasının konusudur.
Menfi tespit davası ve verilemeyecek olan tedbir
İİK m. 72, borçlunun icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açmasına imkân tanır; hangi anda açıldığı ise alınabilecek geçici korumayı belirler. Takipten önce açılan davada mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat karşılığında takibin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. Takipten sonra açılan davada ise Kanun’un lafzı açıktır: ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilemez. Geriye daha dar bir imkân kalır; borçlu, yine yüzde on beşlik teminat ve gecikmeden doğacak zararın karşılığı ile, icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.
Geçici hukuki korumanın genel çerçevesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndadır (HMK). HMK m. 389, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerini arar. HMK m. 390/3 talep edenin davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesini, m. 393/1 ise tedbir kararının uygulanmasının tefhim veya tebliğden itibaren bir hafta içinde talep edilmesini zorunlu kılar; talep edilmezse tedbir kendiliğinden kalkar.
Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa takip derhal durur; ilamın kesinleşmesi üzerine, ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hâle iade edilir. Borçlu tedbir almamış ve bu arada borcu ödemek zorunda kalmışsa dava istirdat davası olarak devam eder. Takibe itiraz etmemiş veya itirazı kaldırılmış olduğu için borçlu olmadığı bir parayı ödemek zorunda kalan kişi ise, ödediği tarihten itibaren bir yıl içinde paranın geri alınmasını isteyebilir. Bu davalar, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde görülür.
Yedi gün geçtiyse geriye ne kalır
Süreyi aşan üç imkân vardır; bir dördüncü hüküm de alacaklının dosyayı ne kadar bekletebileceğini sınırlar.
Gecikmiş itiraz (m. 65). Kusuru olmaksızın bir mani sebebiyle süresinde itiraz edemeyen borçlu, paraya çevirme muamelesi bitinceye kadar itiraz edebilir. Maniin kalktığı günden itibaren üç gün içinde mazereti gösterir delillerle birlikte itiraz sebeplerini ve dayanaklarını bildirmek, ilgili harç ve masrafları ödemek zorundadır. İcra mahkemesi takibin tatilini tensip edebilir; bu kendiliğinden gerçekleşmez ve takip ancak mazeretin kabulü hâlinde durur. Haciz uygulanmışsa, mazeretin kabulünden itibaren yedi gün içinde alacaklı itirazın kaldırılmasını istemez veya m. 67’ye göre dava açmazsa haciz kalkar.
Kesinleşmeden sonra takibin iptali (m. 71). Takibin kesinleşmesinden sonraki devrede borcun ve ferilerinin itfa edildiği yahut alacaklının mehil verdiği ileri sürülüyorsa, borçlu her zaman icra mahkemesinden takibin iptalini veya talikini isteyebilir. Ancak ispat aracı sınırlıdır: noterden tasdikli veya imzası ikrar edilmiş bir belge gerekir. Yazışmalar, defter kayıtları ve imzasız beyanlar bu ölçüyü karşılamaz.
Şikayet (m. 16). İcra dairelerinin muameleleri, kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet edilebilir; süre, muamelenin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gündür. Buna karşılık bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet olunabilir; bu hâlde süre işlemez.
Alacaklının kendi süresi (m. 78). Haciz istemek hakkı, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren bir sene geçmekle düşer; itiraz veya dava hâlinde, bunların vukuundan hükmün kesinleşmesine kadar geçen zaman bu süreye katılmaz. Alacaklı bu süre içinde borçlunun mal, hak ve alacaklarını UYAP üzerinden sorgulayabilir ve elektronik haciz uygulayabilir. Aynı sürelerin dosya kendi dosyanız olduğunda nasıl yönetildiği ticari alacak tahsili çalışmasının konusudur.
Üçüncü kişi: İİK m. 89 haciz ihbarnamesi
Birçok şirket Türk icra hukukuyla borçlu sıfatıyla değil, borçluya borcu olan ya da onun malını elinde bulunduran üçüncü kişi sıfatıyla karşılaşır. İcra dairesi, borçlunun üçüncü kişideki alacağını veya üçüncü kişinin elindeki malını haczettiğinde birinci haciz ihbarnamesini tebliğ eder: artık ödeme yalnızca icra dairesine yapılabilir, borçluya yapılan ödeme geçerli değildir.
İhbarnameyi alan kişinin, borcu bulunmadığını veya malın elinde olmadığını, yahut borcun ödendiğini, malın istihlak edildiğini, kusuru olmaksızın telef olduğunu, malın borçluya ait olmadığını ya da kendisine rehnedilmiş olduğunu bildirmek için yedi günü vardır. Susmanın bedeli tanımlıdır: mal yedinde, borç zimmetinde sayılır ve ikinci ihbarname ile aynı pozisyon yedi gün daha tekrarlanır. Bu süre de geçirilirse üçüncü kişiye ödeme veya teslim için, ya da takibin yapıldığı yerde yahut kendi yerleşim yeri mahkemesinde menfi tespit davası açmak için on beş gün verilir; dava açtığına dair belgeyi yirmi gün içinde icra dairesine verirse hakkındaki cebri icra işlemleri kararın kesinleşmesine kadar durur. Davanın kaybedilmesi, dava konusu şeyin yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminat doğurur; buna karşılık bu davalar maktu harca tabidir. İhbarname tüzel kişinin merkezine tüm birimlerini kapsayacak şekilde tebliğ edilmişse merkez, bütün birimleri kapsayan bir beyanla yükümlüdür. İhbarname ve cevaplar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP üzerinden de gönderilebilir ve bu bildirim tebliğ yerine geçer. Ödemek veya teslim etmek zorunda kalan üçüncü kişinin, borçluya ve kötü niyetli alacaklıya karşı dava açarak ödediğini geri istemek hakkı her hâlde saklıdır.
Sürenin başladığı an: tebligat geçerli miydi
Yedi gün, dosyadan haberdar olunan günden değil, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’na uygun geçerli tebliğ tarihinden işler. Bu sebeple süre hesabının ilk adımı, tebligatın usulüne uygun olup olmadığını incelemektir.
Tüzel kişilere tebliğ, salahiyetli mümessillerine, bunlar birden fazla ise yalnız birine yapılır (m. 12). Bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda ticari mümessiline yapılan tebliğ de muteberdir. Yetkili kişiler mutat iş saatlerinde iş yerinde bulunmazsa tebliğ, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerden birine yapılır (m. 13). Muhatap adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse evrak muhtara, ihtiyar heyeti azasına ya da zabıtaya imza karşılığı teslim edilir ve adrese ihbarname yapıştırılır; ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır (m. 21). Kapalı bir iş yeri süreyi durdurmaz; çoğu zaman tam tersine, süreyi başlatan olgu odur.
Yabancı memlekette tebliğ, o memleketin salahiyetli makamı vasıtasıyla yapılır; evrak, merciin bağlı olduğu bakanlık ve Dışişleri Bakanlığı yoluyla ilgili Türkiye elçiliği veya konsolosluğuna gönderilir (m. 25). Tebligat Kanunu m. 25/a’daki konsolosluk yolu — otuz gün içinde başvurulmazsa otuzuncu günün bitiminde tebliğ edilmiş sayılan usul — yalnızca Türk vatandaşları bakımından mümkündür. Yurt dışında yaşayan bir Türk vatandaşı borçlu için bu, elde tebliğ evrakı olmadan sürenin işlemeye başlayabileceği anlamına gelir; yabancı uyruklu bir borçlu veya yabancı bir şirket bakımından ise bu yol kullanılamaz.
Yurt dışından veya şehir dışından vekil tayin edilecekse belirleyici olan vekâletnamedir. HMK m. 76, avukatın noter tarafından onaylanan ya da düzenlenen vekâletname aslını veya avukat tarafından onaylanmış aslına uygun örneğini ibraz etmesini arar; yurt dışındaki bir müvekkil bakımından bu, çoğunlukla Türk konsolosluğunda düzenlenen bir vekâletnameyi ya da yerel noterde düzenlenip apostil veya konsolosluk onayı ile tamamlanan ve yeminli tercümesi yapılan bir belgeyi gerektirir. HMK m. 77, gecikmesinde zarar doğabilecek hâllerde mahkemenin, vereceği kesin süre içinde vekâletnameyi getirmek koşuluyla avukatın dava açmasına veya usul işlemlerini yapmasına izin verebileceğini öngörür; bu bir emniyet supabıdır, plan değildir. Türkiye’de avukatın önce mevcut veya eski bir müvekkille çıkar çatışması doğup doğmadığını denetlemesi gerektiğinden, alacaklının tam ticaret unvanı ile icra dosya numarası ilk yazışmada bildirilmelidir; böylece çıkar çatışması denetimi ve vekâletnamenin temini, itiraz dilekçesinin hazırlanmasıyla aynı anda yürür.