Türkiye’de başkasının borcu için mallarınıza haciz konulduğunda başvurulacak yol, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 96 ilâ 99. maddelerindeki istihkak iddiası ve istihkak davasıdır. Belirleyici olan faturanın kimin adına düzenlendiği değil, haciz anında malın nerede durduğu ve kimin elinde bulunduğudur. Bu tek olgu, mahkemeye gitme yükünü taraflardan birine yükler; süreler ise ay değil, gün ölçeğinde işler.
Bölümün devamını okuyun
Bu dosyalarda üçüncü kişi tarafında yer alıyoruz: makinesi bayinin tesisinde duran üretici, ekipmanı müşterinin sahasına kurulmuş kiralayan, stoku kendi denetiminde olmayan bir depoda tutulan konsinye satıcı. İşin iki yüzü vardır. Birincisi, gerçekleşmiş bir hacze doğru tepki vermektir. İkincisi ve asıl değer yaratanı ise, tedarik ve mülkiyet evrakını malların en baştan bu riske açık kalmayacağı biçimde kurmaktır.
Hangi rejim uygulanır ve davayı kim açar
Türk icra hukuku bu çekişmeyi, risk dağılımı birbirinden çok farklı olan yollara ayırır.
| Haciz anındaki durum | Hüküm | Davayı açması gereken | Hareketsiz kalmanın sonucu |
|---|---|---|---|
| Mal borçlunun kendi işletmesinde | İİK m. 96, 97, 97/a | Malik | Ittıladan itibaren yedi gün sonra hak aynı takip bakımından düşer |
| Mal borçlu ile üçüncü kişinin birlikte elinde | İİK m. 97/a | Malik; mal borçlu elinde addolunur | Yukarıdakiyle aynı; karine malikin aleyhine işler |
| Mal yalnızca ayni hak iddia eden üçüncü kişi nezdinde | İİK m. 99 | Alacaklı | Yedi gün içinde dava açılmazsa üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır |
| Tescilli finansal kiralama konusu mal | 6361 sayılı Kanun m. 22, 28/2 | İcra memuru karar verir (m. 28/2) | Takibin dışında tutulur; itiraz yedi gün, karar en geç bir ay |
Bölümün devamını okuyun
İİK m. 99 rahat olan konumdur ve yabancı bir tedarikçi kendini nadiren orada bulur. Zor olan m. 97/a’dır: taşınırı elinde bulunduranı malik sayar, ardından akla ilk gelen çıkış yolunu kapatarak birlikte zilyetlik hâlinde dahi malı borçlunun elinde addeder. Bu bir mülkiyet devri değil, usulî bir karinedir; ancak icra dosyasında aşılması gereken asıl engel odur. Her iki yolun işleyişi, kendisine istihkak talebinde bulunma imkânı hiç verilmemiş malikin İİK m. 97/9’daki konumu dâhil, haczedilen malda istihkak davası rehberimizde adım adım ele alınmıştır.
İddia tutanağa geçirildiğinde icra dairesi, İİK m. 96/2 uyarınca alacaklı ve borçluya itirazları olup olmadığını bildirmeleri için üç günlük mühlet verir; sükûtları hâlinde istihkak iddiasını kabul etmiş sayılırlar. İtiraz gelirse dosya icra mahkemesine gider ve mahkeme takibin devamına ya da talikine karar verir. Bu aşamada iki nokta çoğu zaman gözden kaçar: davanın sırf satışı geri bırakmak amacıyla kötüye kullanıldığını kabul etmek için ciddi sebepler varsa talik talebi reddedilir (m. 97/2) ve takibin devamına dair icra mahkemesi kararı kesindir (m. 97/5); yani o karara karşı kanun yoluna gidilerek zaman kazanılamaz. Talike karar verilmesi hâlinde davacıdan İİK m. 36’da sayılan türlerden teminat alınır; istihkak davası ise basit yargılama usulüne göre ve diğer davalardan önce görülür.
Dosyayı belirleyen delil
İİK m. 97/a’nın son fıkrası ölçütü açıkça koyar: davacı, malı ne suretle iktisap ettiğini ve borçlunun elinde bulunmasını gerektiren hukukî ve fiilî sebepleri göstermek ve bunları ispat etmekle yükümlüdür. Bu bir belge işidir ve tek bir senetle değil, zincirle kazanılır. Tedarik veya kiralama sözleşmesi, proforma ve ticarî faturalar, gümrük beyannamesi, taşıma belgeleri ve ödeme akışının birlikte okunması, icra mahkemesinin görmeyi beklediği tablodur. Bu zinciri hacizden sonra yeniden kurmak, baştan saklamış olmaktan hayli zordur; gümrük ve ithalat evrakının mal gümrükten çektikten çok sonra bile önem taşımasının sebeplerinden biri budur.
Bölümün devamını okuyun
Taktiği belirleyen iki usul noktası vardır. İİK m. 85/2 uyarınca borçlu ve borçlu ile birlikte malı elinde bulunduranlar, üçüncü kişinin mülkiyet veya rehin hakkını haczi yapan memura beyan etmek zorundadır; memur da bu beyana davet etmekle yükümlüdür. Aynı fıkra, bu tür malların ve istihkak iddia edilmiş malların haczinin en sonraya bırakılacağını ekler. İİK m. 97/8 ise, satış istenmesine ilişkin İİK m. 106’daki bir yıllık sürenin dava esnasında cereyan etmeyeceğini belirtir.
Mülkiyeti saklı tutma: her şeyi belirleyen şekil şartı
Türk eşya hukuku 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun m. 763 hükmünden başlar: taşınır mülkiyetinin nakli için zilyetliğin devri gerekir. TMK m. 985 taşınırın zilyedini onun maliki sayar; TMK m. 988 ise emin sıfatıyla zilyetten iyiniyetle edinen kimseyi, zilyedin tasarruf yetkisi bulunmasa dahi korur. Zilyetliği bir bayiye bırakmak, bu yüzden arızî değil yapısal bir risktir.
Bölümün devamını okuyun
Buna verilen standart cevap mülkiyeti saklı tutmadır ve Türkiye’de cevap şekilde saklıdır. TMK m. 764’e göre bu kayıt, ancak resmî şekilde yapılacak sözleşmenin devralanın yerleşim yeri noterliğindeki özel sicile kaydedilmesiyle geçerli olur; maddenin devamı hayvan satışlarını bu imkânın tamamen dışında bırakır. Bundan iki sonuç çıkar. Tedarikçinin genel işlem koşullarına basılmış bir kayıt, Türk hukuku bakımından kayıt değildir. Ve tescil devralanın yerleşim yerine bağlı olduğundan, birden çok Türk alıcıyla çalışan bir tedarikçinin her alıcı için ayrı ve o alıcıya özgü bir tescil yaptırması gerekir.
Bununla bağlantılı bir tuzak TMK m. 766’da durur: devreden zilyetliği ayrı bir hukukî ilişkiye dayanarak elinde tuttuğunda mülkiyet fizikî teslim olmaksızın geçebilir. Sonraki cümle rahatlığı geri alır; işlem üçüncü kişileri zarara sokmak veya taşınır rehni kurallarından kurtulmak için yapılmışsa mülkiyetin nakli sonuç doğurmaz ve böyle bir amacın güdülüp güdülmediğini hâkim takdir eder. Müşteri zaten sıkıntıya girdikten sonra aceleyle kurgulanan sat ve geri kirala türü düzenlemeler çoğunlukla tam bu hükümde takılır.
Sınır ötesi tedarik: kaydı hangi hukuk denetler
Yabancı tedarikçiler çoğu zaman uygulanacak hukuk kaydının mülkiyeti saklı tutmayı da malla birlikte taşıdığını varsayar. Taşımaz. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) m. 21/1 hükmü, taşınırlar üzerindeki mülkiyet hakkı ve diğer ayni hakları işlem anında malların bulunduğu ülke hukukuna tâbi kılar. M. 21/2, taşınmakta olan mallar üzerindeki ayni haklara varma yeri hukukunu uygular. M. 21/3 ise yer değişikliği hâlinde henüz kazanılmamış ayni hakların malın son bulunduğu ülke hukukuna tâbi olacağını söyler.
Bölümün devamını okuyun
Bu üç fıkra birlikte okunduğunda, sevkiyat anında kusursuz görünen bir kaydın konteyner Türkiye’de boşaltıldıktan sonra neden az şey ifade edebildiği anlaşılır. Seçilen hukuka dayanan sözleşmesel talep ayakta kalır; haciz koyduran alacaklıya karşı ileri sürülecek ayni talep ise Türk hukukuna ve TMK m. 764’e göre sınanır. Bunu doğru kurmak sözleşme kaleme alma aşamasının işidir ve ticarî sözleşme çalışmalarımızda ele aldığımız diğer risk dağılımlarıyla, daha geniş çerçevede de Türk ticaret hukuku pratiğimizle birlikte yürür.
Ayakta kalan yapılar ve önce gelebilecek alacaklılar
Her düzenleme aynı ölçüde kırılgan değildir. 6361 sayılı Kanun kapsamındaki finansal kiralama en korunaklı konumdur: m. 23/1 kiralama konusu malın mülkiyetini kiralayana bırakır; m. 28/2, kiracı aleyhine icra yoluyla takip yapılması hâlinde icra memurunun bu malların takibin dışında tutulmasına karar vereceğini, karara yedi gün içinde itiraz edilebileceğini, m. 28/3 ise itirazların icra mahkemesince en geç bir ay içinde karara bağlanacağını öngörür. Korumanın dayanağı m. 22’deki tescildir: Finansal Kurumlar Birliği’nce tutulan özel sicil herkese açıktır, hiç kimse sicildeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez ve tescil veya şerhten sonra üçüncü kişilerin mal üzerindeki ayni hak iktisapları kiralayana karşı ileri sürülemez. Yurt dışından yapılacak sözleşmeler m. 21 uyarınca Birlik tarafından tescil edilir. Bunlara güvenmeden önce bir sınırın denetlenmesi gerekir: m. 2/3’e göre finansal kiralama şirketlerince yapılan faaliyet kiralaması işlemleri hakkında Kanun’un finansal kiralamaya ilişkin hükümleri uygulanmaz.
Bölümün devamını okuyun
Konsinye ise ölçeğin diğer ucundadır. Bayiye isteyerek bırakılan stok bayinin elinde emin sıfatıyla bulunur; bu yüzden onu bayiden iyiniyetle satın alan kişi, bayinin satış yetkisi olmasa bile TMK m. 988 uyarınca korunur. TMK m. 989’daki beş yıllık taşınır davası burada işe yaramaz: bu dava taşınırı çalınan, kaybolan ya da iradesi dışında başka bir şekilde elinden çıkan zilyede tanınmıştır; bu hâlde bile ikinci fıkra, mal açık artırmadan, pazardan veya benzeri eşya satanlardan iyiniyetle edinilmişse iyiniyetli edinenlere karşı davanın ancak ödenen bedelin geri verilmesi koşuluyla açılabileceğini ekler.
Son olarak, haciz koyduran alacaklı sahnedeki tek talep sahibi olmayabilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun m. 336 hükmü uyarınca kiraya veren, kiralananda bulunan ve kiralananın döşenmesine veya kullanılmasına yarayan taşınırlar üzerinde, işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan altı aylık kira bedelinin güvencesi olarak hapis hakkına sahiptir; bu hak kiracının haczedilemeyen malları üzerinde kullanılamaz. TBK m. 337 malike gerçek bir savunma verir: kiraya verenin kiracıya ait olmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği eşya üzerindeki üçüncü kişi hakları hapis hakkından önce gelir ve eşyanın kiracıya ait olmadığını kira devam ederken öğrenip sözleşmeyi en yakın fesih döneminin sonu için feshetmeyen kiraya veren hapis hakkını kaybeder. Depo sahibine gönderilecek tarihli bir yazılı bildirim, bu nedenle sıralamayı doğrudan etkileyen düşük maliyetli bir adımdır.
Yaklaşımımız
Bir hacizde çıkış noktamız tutanağın kendisidir; çünkü sonraki her şey malın nerede durduğuna ve kimin elinde bulunduğunun nasıl kayda geçtiğine bağlıdır. Oradan itibaren sıra şudur: malın kaldırılmaması için muhafaza durumunu güvenceye almak, istihkak iddiasını kanunî süre içinde tutanağa geçirtmek, iktisap ve zilyetlik delillerini tek bir zincire dönüştürmek ve konumu icra mahkemesi önünde sonuna kadar savunmak; karşı tarafa yöneltilecek sözleşmesel talepler ise sözleşmenin öngördüğü şekilde ticarî uyuşmazlık ve tahkim yolundan ayrıca yürütülür. İş önleyici nitelikteyse aynı çözümleme tersten işler: mülkiyetin, zilyetliğin ve tescilin tedarik zinciri boyunca nasıl kurgulandığına ve yarın bir haciz gelse evrakın ayni savunmayı taşıyıp taşımayacağına bakarız.