İlk yetmiş iki saatte işleyen bildirim yükümlülükleri üç dosyayı birden şekillendirir ve ilk hafta kurulan evrak, sonraki her karar vericinin okuduğu evraktır.
Türkiye’de bir iş kazası tek bir hukuki sorun doğurmaz. Neredeyse aynı anda başlayan ve hiçbir zaman tek dosyada birleşmeyen üç ayrı süreç doğurur: 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m. 21 uyarınca Sosyal Güvenlik Kurumunun rücu alacağı, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m. 26 uyarınca idari para cezaları ve Cumhuriyet savcısının kendiliğinden başlattığı ceza soruşturması. Dördüncü bir yük — yaralanan işçinin, ölüm hâlinde hak sahiplerinin açacağı tazminat davası — bunların arkasında çok daha uzun bir zamanaşımı süresiyle bekler.
İşveren açısından en belirleyici olgu şudur: bu dört sürecin dördü de büyük ölçüde ilk hafta içinde var olan ya da var olmayan evrak üzerinden karara bağlanır. Kaza günü yürürlükte olan risk değerlendirmesi, eğitim kayıtları, sağlık gözetimi dosyası, bildirim tarihleri. Bu evrak bir kez toplanır, sonra dört kez okunur: iş müfettişi, Kurum, Cumhuriyet savcısı ve iş mahkemesi tarafından. Aşağıda her cephenin neyle tetiklendiği ve işverenin sorumluluğuna kanunun koyduğu sınırların nerede durduğu ele alınıyor.
Her Şeyi Başlatan İki Bildirim
5510 sayılı Kanun m. 13 önce iş kazasını tanımlar, ardından bildirim yükümlülüğünü koyar. Kanunun m. 4/1-a kapsamındaki sigortalıları bakımından işveren, kazayı o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal ve Sosyal Güvenlik Kurumuna en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde bildirmek zorundadır. 6331 sayılı Kanun m. 14/2-a aynı üç iş günlük süreyi başlı başına bir iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüğü olarak tekrarlar; tek bir bildirim eksikliğinin iki ayrı kanun kapsamında sonuç doğurmasının nedeni budur.
Maddede yer alan ve süreyi düzenleyen cümlenin hemen ardından gelen bir kayıt, uygulamada çok iş görür ve tam da bu konumu nedeniyle gözden kaçar: kaza işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmişse süre, kazanın öğrenildiği tarihten itibaren başlar. Personeli araç kullanan, saha ziyareti yapan ya da müşteri işyerinde çalışan işverenler için bu cümle, zamanında yapılmış bir bildirim ile idari para cezası arasındaki farktır — ancak yalnızca dosya, işverenin kazayı fiilen ne zaman öğrendiğini gösteriyorsa.
Tanımın kendisi sezgisel olandan geniştir. m. 13, yalnızca sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen olayları değil; sigortalının işveren tarafından görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda meydana gelen olayları ve işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen olayları da kapsar. Türkiye’de ilk kez personel istihdam eden şirketler — bu konuyu Türkiye’de personel istihdamı rehberimizde ayrıntılı ele alıyoruz — özellikle servis aracı bendini düzenli olarak hafife alır.
| Yükümlülük | Dayanak | Süre | Muhatap |
|---|---|---|---|
| Kazanın kolluğa bildirilmesi | 5510 s.K. m. 13/2-a | Derhal | O yer yetkili kolluk kuvvetleri |
| Kazanın Kuruma bildirilmesi | 5510 s.K. m. 13/2-a; 6331 s.K. m. 14/2-a | 3 iş günü (kaza işverenin kontrolü dışındaki bir yerde ise öğrenildiği tarihten) | Sosyal Güvenlik Kurumu |
| Bütün kazaların ve ramak kala olayların kaydı ile raporlanması | 6331 s.K. m. 14/1 | Süreklilik arz eder | İşyerinde saklanır |
| Olay sonrası risk değerlendirmesinin yenilenmesi | Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği m. 12/2-ç | Kaza, ramak kala olay veya meslek hastalığı ile tetiklenir | İşyerinde saklanır |
| Kendilerine intikal eden kazaların bildirilmesi | 6331 s.K. m. 14/4 | 10 gün | Sağlık hizmeti sunucuları, Kuruma |
Tablonun son satırı, sessiz kalmanın neden bir strateji olmadığını açıklar. İşveren hiçbir bildirim yapmasa dahi hastane ve klinikler kendilerine intikal eden iş kazalarını on gün içinde ayrıca bildirmekle yükümlüdür; olay Kuruma her hâlükârda ulaşır — üstelik işverenin bildirim yapmamış olduğu dosyanın ilk sayfasından görülebilir hâldeyken.
Birinci Cephe: Kurumun Rücu Alacağı
5510 sayılı Kanun m. 21, bir sosyal güvenlik ödemesini işveren borcuna dönüştüren hükümdür. Kaza işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse Kurum, yaptığı ve ileride yapması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamını işverene ödettirir.
Aynı fıkrada, ikisi de işverenin lehine işleyen iki sınır yazılıdır:
- Rücu, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlıdır. Kurumun alacağı, arkasındaki hukuki sorumluluğu aşamaz; kusur dağılımının burada da tazminat davasındaki kadar belirleyici olmasının nedeni budur.
- İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır. Bilirkişi incelemesi nedensellikte kaçınılmaz bir pay bulunduğunu ortaya koyduğunda, o pay işverene yüklenmez.
m. 21 ayrıca yukarıda ele alınan bildirim eksikliği için bağımsız bir yaptırım içerir: kaza m. 13’teki sürede Kuruma bildirilmemişse, bildirim tarihine kadar geçen süre için ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği işverenden tahsil edilir. Bu, kazadaki kusurdan tamamen bağımsız, işverenin kendi eliyle doğurduğu bir borçtur. Kazaya üçüncü bir kişi sebep olmuşsa dördüncü fıkra, ilk peşin sermaye değerinin yarısı için o kişiye ve kusurlu iseler onu çalıştıranlara rücu edileceğini düzenler.
İkinci Cephe: 6331 Sayılı Kanun Kapsamındaki İdari Para Cezaları
6331 sayılı Kanun m. 26, Kanundaki her esaslı yükümlülüğe ayrı ayrı maktu ceza bağlar: m. 4/1-a ve b bentlerindeki genel işveren yükümlülükleri, m. 6/1 uyarınca gereken nitelikte iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi görevlendirilmesi, m. 10/1 uyarınca risk değerlendirmesi, m. 11’deki acil durum planları, yangınla mücadele ve ilk yardım ile m. 12’deki tahliye yükümlülükleri, m. 14’teki kayıt ve bildirim yükümlülükleri, m. 15 uyarınca sağlık gözetimi, m. 16 uyarınca çalışanların bilgilendirilmesi ve m. 17 uyarınca çalışanların eğitimi. Kaza sonrası denetimde bunların birkaçı aynı anda ortaya çıkar ve tek bir cezada erimek yerine birbirine eklenir.
Kanun metnindeki rakamlar 2012 yılının nominal tutarlarıdır. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu m. 17/7 uyarınca bu tutarlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere yeniden değerleme oranında artırılarak uygulandığından, cari yıl tutarları m. 26’nın lafzından değil ilgili yıla ait tebliğden alınmalıdır. m. 26/3 bu tutarları işyerinin çalışan sayısı ve tehlike sınıfına göre ayrıca ayarlar: aynı miktar ya da yüzde 25, 50, 100, 200 oranında artırım. Burada gözden kaçan kayıt m. 26/5’tedir: çalışan sayısıyla çarpılarak verilen idari para cezalarında üçüncü fıkra hükümleri uygulanmaz, yani çarpan iki kez işletilmez. m. 26/4 ise işin durdurulması hâlinde durdurmaya sebep olan fiilden dolayı ilgili idari para cezasının uygulanmayacağını ekler.
Uygulamada en sık yanlış bilinen nokta ise usul ayrımıdır.
| m. 14 bildirim yükümlülüğü ihlalinin cezası | m. 26 kapsamındaki diğer cezalar | |
|---|---|---|
| Veren makam | Doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumu | Gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve İş Kurumu il müdürü |
| Uygulanan usul | m. 26/2'deki açık yollama gereği 5510 sayılı Kanun m. 102 | 5326 sayılı Kabahatler Kanununun genel hükümleri |
| Başvuru yolu | Tebliğden itibaren 15 gün içinde Kuruma itiraz; itirazın reddi hâlinde kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde idare mahkemesi | 5326 s.K. m. 27 uyarınca tebliğ veya tefhimden itibaren 15 gün içinde sulh ceza hâkimliği |
| Tahsile etkisi | Kuruma itiraz takibi durdurur; mahkemeye başvurulması takip ve tahsili durdurmaz | Genel hükümlere tabidir |
| Erken ödeme | İtiraz edilmeden veya yargı yoluna başvurulmadan önce 15 gün içinde peşin ödemede dörtte üçü tahsil edilir; peşin ödeme yargı yoluna başvurma hakkını etkilemez | Ödeme süresi tebliğden itibaren 30 gündür (m. 26/2); 5326 s.K. m. 17/6 uyarınca süresi içinde ödemede yüzde 25 indirim uygulanır ve ödeme kanun yoluna başvurma hakkını etkilemez |
Bu sonuç bir zincirin ucundadır ve zinciri açıkça kurmakta yarar vardır; çünkü 6331 sayılı Kanun başvurulacak mercii kendisi göstermez. 6331 sayılı Kanun m. 27/1, bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde 4857 sayılı Kanunun buna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağını düzenler. 4857 sayılı İş Kanunu m. 108 ise 10/7/2025 tarihli ve 7553 sayılı Kanunla değiştirilmiş olup 14/7/2025 tarihinden itibaren yürürlükte olan bu yeni metin artık özel bir kanun yolu hükmü içermemektedir. 5326 sayılı Kanun m. 3/1-a, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması hâlinde uygulanacağını düzenlediğine göre, il müdürlüğünce verilen cezalarda genel yol işler. İki sürenin de on beş gün olması bir tesadüftür, kural değil: gidilecek merci farklıdır ve bu arada tahsilin ne olacağı da farklıdır.
İşin durdurulması, cezaların içinde değil yanında duran ayrı bir mekanizmadır. Hayati tehlike oluşturan bir husus tespit edildiğinde iş, tehlike giderilinceye kadar durdurulur; çok tehlikeli sınıftaki maden, metal ve yapı işleri ile tehlikeli kimyasallarla çalışılan veya büyük endüstriyel kazaların olabileceği işyerlerinde risk değerlendirmesinin hiç yapılmamış olması tek başına durdurma sebebidir. İtiraz iş mahkemesine altı iş günü içinde yapılır, uygulamayı durdurmaz ve mahkeme altı iş günü içinde kesin olarak karar verir. Durdurulan işte çalışma yapmak ise artık bir para cezası meselesi değildir: m. 25/8, durdurulan işte izinsiz çalışma yaptıran işveren veya işveren vekiline üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörür. Maden işyerlerine özgü olarak m. 25/A, ölümlü iş kazası meydana gelen maden işyerlerinde kusuru yargı kararıyla tespit edilen işveren için iki yıl süreyle kamu ihalelerine katılmaktan yasaklama getirir; bu hüküm maden işyerleriyle sınırlıdır, genel bir kural değildir.
Üçüncü Cephe: Ceza Soruşturması
Ceza soruşturması, işverenin başvurduğu ya da başvurmayarak kaçınabildiği bir süreç değildir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 160 uyarınca Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar; 5510 sayılı Kanun m. 13’ün emrettiği kolluğa derhal bildirim de çoğu olayda bu hâli savcılığa ulaştıran şeydir. Ölüm veya yaralanma bulunan olaylarda çerçeve suçlar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 85’teki taksirle ölüme neden olma ve m. 89’daki taksirle yaralamadır.
İşveren bakımından ceza miktarından daha belirleyici iki yapısal nokta vardır. Birincisi, kusur raporunu üreten dosya çoğunlukla ceza dosyasıdır ve o rapor sonradan hem rücu davasına hem tazminat davasına taşınır; ilk hafta özensizce toplanan delil, üç dosyada birden kullanılan delildir. İkincisi, Türk hukukunda cezai sorumluluk gerçek kişilere bağlandığından, kurum içinde hangi yükümlülüğün kimde olduğu sorusu belirleyici hâle gelir: işveren, işveren vekili, saha amiri, iş güvenliği uzmanı. Bu sorunun cevabı, mevcut olan ya da olmayan görevlendirme yazıları, görev tanımları ve atama kayıtlarıdır.
6331 sayılı Kanun m. 4, akla ilk gelen kaçış yolunu peşinen kapatır. İşyeri dışındaki kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz; çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki kendi yükümlülükleri de işverenin sorumluluğunu etkilemez. Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği aynı şeyi öbür yönden söyler: risk değerlendirmesinin gerçekleştirilmiş olması, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
İşçinin Kendi Davası ve Neden Diğerlerinden Uzun Sürdüğü
Yaralanan işçinin ya da ölüm hâlinde hak sahiplerinin açacağı tazminat davası, dört sürecin en uzun ömürlüsüdür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 417/2, işvereni işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almakla ve araç gereçleri noksansız bulundurmakla yükümlü kılar. Belirleyici olan ise m. 417/3’tür: işverenin kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir. Bunun pratik sonucu, talebin haksız fiilin kısa zamanaşımı yerine m. 146’daki on yıllık genel zamanaşımına tabi olmasıdır.
Zarar kalemleri m. 53 ve m. 54’ten gelir: cenaze giderleri, tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün kaybı veya azalması, ekonomik geleceğin sarsılması. Manevi tazminat m. 56’ya tabidir ve ağır bedensel zarar ile ölüm hâlinde yakınlara da hükmedilebilir. Hesaplamayı düzenleyen m. 55’in ilk fıkrası ise işverenlerin çoğu zaman tersini varsaydığı bir kural içerir: kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez ve zarar veya tazminattan indirilemez. Kurumca bağlanan gelir, işverenin yükünü kendiliğinden ortadan kaldırmaz. m. 55’e 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle, hesaplanan tutarlara faizin ne zaman işleyeceğine ve tahkikat başlayıncaya kadar ifa amacıyla ödenen bedelin oransal olarak mahsubuna ilişkin fıkralar eklenmiştir; kaza sonrası haftalarda aileye gayriresmî yapılan ödemeler bu hüküm karşısında ayrıca değerlendirilmelidir.
İş ilişkisi de sona ermişse, kaza kaynaklı talep ile fesihten doğan talepler aynı usul mekanizması içinde birlikte yürür. Bu mekanizmanın giriş kapısı olan zorunlu arabuluculuk aşamasını işyeri arabuluculuğu ve iş davaları yazımızda ele aldık; yargılama aşamasındaki işveren temsili ise iş uyuşmazlıkları ve iş davaları sayfamızın konusudur.
Dosya İlk Hafta Kurulur
Yukarıdakilerin tamamı tek bir işletmesel noktada birleşir. Rücu davasını, idari para cezalarını, ceza dosyasını ve tazminat davasını belirleyen evrak büyük ölçüde aynı evraktır ve bu evrak kaza günü ya vardır ya yoktur.
Ağırlık merkezi risk değerlendirmesidir. Yönetmelik uyarınca risk değerlendirmesi çok tehlikeli, tehlikeli ve az tehlikeli işyerlerinde sırasıyla en geç iki, dört ve altı yılda bir yenilenir; bu döngüden bağımsız olarak iş kazası, meslek hastalığı ya da ramak kala olay meydana geldiğinde tamamen veya kısmen yenilenmesi gerekir. Dokümantasyonun asgari içeriği de belirlidir: işyerinin unvanı ve adresi, çalışmayı yapanların adı soyadı ile belge bilgileri, düzenlenme tarihi ve geçerlilik tarihi, belirlenen tehlike kaynakları ile riskler, kullanılan yöntem, sonuçların sıralı analizi ve düzeltici, önleyici tedbirlerle tamamlanma tarihleri. Sayfalar paraflanır, son sayfa imzalanır ve belge işyerinde saklanır.
Alt işveren bulunan işyerlerinde zincirin varsayılması değil çıkarılması gerekir. 4857 sayılı İş Kanunu m. 2, asıl işvereni alt işverenin işçilerine karşı o işyeriyle ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden alt işverenle birlikte sorumlu tutar. Yönetmelik buna, her alt işverenin kendi işi için risk değerlendirmesi yapacağını ve bir nüshasını asıl işverene vereceğini, asıl işverenin ise bu çalışmaları denetleyip koordine edeceğini ve kendi çalışmasıyla bütünleştireceğini ekler. Alt işverenin risk değerlendirmesini ibraz edemeyen asıl işveren yalnızca bir belgeyi eksik bırakmış olmaz; altında bulunduğu denetim yükümlülüğünü yerine getirdiğinin delilini eksik bırakmış olur.
Bunların hiçbiri olağandışı bir uyum yükü değildir. 6331 sayılı Kanun m. 4 ile Türk Borçlar Kanunu m. 417’de tarif edilen gözetme borcunun olağan içeriğidir ve kaza sonrasında kurulan bir acil durum çalışmasına değil, iş hukuku sayfamızda ele alınan sürekli istihdam düzeninin içine aittir. Teftiş, rücu davası ve ceza soruşturması aynı anda yürürken üç cephede tek ve tutarlı bir tutumun korunması ise ayrı bir çalışmadır; bu boyut İSG uyumu ve iş kazası sonrası işveren temsili sayfamızın konusudur. Üç cepheden makul bir tabloyla çıkan işverenler, istisnasız denecek ölçüde, evrakı kaza sabahı zaten yerinde olanlardır.