Türkiye’deki distribütörünüz, acenteniz veya yerel iş ortağınız markanızı kendi adına tescil ettirmişse marka kaybedilmiş değildir; Türk hukuku bu durumu adıyla düzenler. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu m. 6/2 böyle bir başvurunun marka sahibinin itirazı üzerine reddedilmesine imkân verir; m. 10 ise mahkemeden tescilin iptalinden öte, doğrudan marka sahibine devredilmesinin istenmesine izin verir. Buna rağmen işin acele olmasının sebebi m. 25/6’dır: sonraki tarihli markanın kullanıldığını bilen ve birbirini izleyen beş yıl sessiz kalan marka sahibi, sonraki tescil kötüniyetli olmadıkça kendi markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.
Türkiye’de marka hakkı kural olarak tescille doğar. Başka ülkelerde yıllar içinde kurulmuş bir tanınmışlık, tek başına Türkiye’de bir hak yaratmaz — yabancı marka sahipleri için Türkiye’de marka tescili rehberimizde anlatılan başlangıç noktası budur. Sorunun bu kadar sık ve bu kadar sessiz doğmasının sebebi de burada: Kurumla, ambalajla ve gümrük evrakıyla ilgilenen taraf yerel iş ortağıdır; marka sahibi tescili çoğu zaman ilişki bozulduğunda öğrenir.
SMK m. 6/2 Gerçekte Ne Diyor?
Hüküm kısadır ve içindeki her unsur belirleyicidir. Maddeye göre ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
Dört unsur çıkıyor. Başvuru sahibi ticari vekil veya temsilci olmalıdır. Marka aynı ya da ayırt edilemeyecek kadar benzer olmalıdır — yalnızca karıştırılma ihtimali yaratacak ölçüde benzerlik bu maddenin ölçütü değildir. Marka sahibinin izni bulunmamalıdır. Ve başvuru sahibinin haklı bir sebebi olmamalıdır.
Dosyaların kazanıldığı veya kaybedildiği yer birinci unsurdur, çünkü 6769 sayılı Kanun’un marka kitabı bu bağlamda ticari vekil veya temsilcinin ne olduğunu tanımlamaz. Malı kendi adına ve kendi hesabına satın alıp kendi riskiyle satan bir taraf, alıcı olduğunu ve kimseyi temsil etmediğini savunacaktır. Yazılı bir atama yazısı bulunan, marka sahibinin antetli kâğıdını kullanan, yerel pazarlama bütçesini yöneten veya alan adını kendi adına tescil ettiren bir taraf için aynı savunma çok daha zordur.
Müvekkillerin hafife aldığı unsur ise dördüncüsüdür. “Haklı sebep” bir mazeret değildir. Yerel koruma sağlaması yazılı olarak kendisinden istenmiş olan ya da markaya harcama yapması beklenirken marka sahibinin yıllarca başvuru yapmaktan kaçındığını gösterebilen bir distribütör, kanunun etrafından değil, doğrudan metnin içinden konuşuyor demektir.
SMK m. 10: Yalnızca Yasaklama Değil, Tescilin Kendisi
m. 10 “ticari vekil veya temsilci adına tescilli markaya ilişkin talepler” başlığını taşır ve marka sahibine iki şey verir. Markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin marka sahibinin izni olmadan ticari vekil ya da temsilci adına tescil edilmesi hâlinde, ticari vekil veya temsilcinin haklı bir sebebi yoksa marka sahibi mahkemeden markasının kullanımının yasaklanmasını talep edebileceği gibi söz konusu tescilin kendisine devredilmesini de talep edebilir.
Uygulamada asıl değerli olan ikinci taleptir ve dosya “tescillerini iptal ettirelim” diye çerçevelendiğinde gözden kaçar. m. 25 kapsamındaki hükümsüzlük kaydı siler. m. 27/1 uyarınca hükümsüzlük kararı başvuru tarihinden itibaren etkilidir ve koruma hiç doğmamış sayılır — temiz bir sonuçtur, ama markayı Türkiye’de tescilsiz bırakır ve sicili yeniden açar. m. 10 kapsamındaki devir ise mevcut kaydı, distribütörün aldığı başvuru tarihi ve sınıf kapsamıyla birlikte marka sahibine geçirir. Kalabalık bir sınıfta bu, yargılamanın kendisinden daha değerli olabilir.
Yolun Seçimi: Kurum mu, Mahkeme mi?
| Yol | Mercii | Süre / tetikleyici | Sonucu | Başlıca sınırı |
|---|---|---|---|---|
| Yayıma itiraz | TÜRKPATENT | Başvurunun yayımından itibaren iki ay (m. 18/1); gerekçe ve ücret de aynı süre içinde | Başvurunun, hak doğurmadan reddi | Yalnızca marka henüz başvuru aşamasındayken kullanılabilir |
| Karara itiraz | TÜRKPATENT — Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu | Kararın bildirim tarihinden itibaren iki ay (m. 20/2); süre geçtikten sonra yeni gerekçe eklenemez | Kurumun nihai kararı (m. 21/4) | Gerekçeler dondurulur; dosyaya sonradan ekleme yapılamaz |
| Hükümsüzlük davası | Fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi (m. 156/1) | m. 5 veya m. 6'daki her hâl, m. 6/2 dâhil (m. 25/1) | Tescilin, başvuru tarihinden itibaren etkili olacak şekilde ortadan kalkması (m. 27/1) | m. 25/6'daki beş yıllık sessiz kalma engeli |
| Tescilin devri talebi | Fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi | İzinsiz ve haklı sebep olmaksızın ticari vekil veya temsilci adına tescil (m. 10) | Mevcut kaydın, başvuru tarihiyle birlikte marka sahibine geçmesi | Ticari vekil/temsilci sıfatının ispatına bağlıdır |
| Kullanmama nedeniyle iptal | TÜRKPATENT (m. 26) | Tescilden itibaren beş yıl Türkiye'de ciddi kullanımın bulunmaması (m. 9/1) | İptal; kural olarak talebin Kuruma sunulduğu tarihten itibaren etkili, talep üzerine daha önceki bir tarihten etkili olmasına da karar verilebilir (m. 27/2) | m. 9/3: izinle kullanım da marka sahibinin kullanımı sayılır |
Tablonun iki satırı ayrıca not gerektirir. Yayıma itiraz süresi gerçekten iki aydır ve bu süre yalnızca “itiraz ediyoruz” demenin süresi değildir: m. 18/2 itiraz gerekçelerinin ve ücretin de aynı süre içinde sunulmasını arar, aksi hâlde itiraz yapılmamış sayılır. Bir başka teknik ayrıntı, kullanmama def’inin sınırıdır: m. 19/2 bu def’i yalnızca 6. maddenin birinci fıkrası kapsamında yapılan itirazlar için tanır; m. 6/2 gerekçeli bir itirazda başvuru sahibi karşı tarafa kullanım ispatı yükleyemez. Bu aşamanın işleyişi — hangi gerekçelerin ileri sürülebileceği ve bunların birbiriyle nasıl etkileştiği — marka başvurusunun yayımına itiraz yazımızda ayrıca anlatılmaktadır.
İptal yolu ise yakın zamanda el değiştirdi. m. 192/1(a), 26. maddenin yayımından itibaren yedi yıl sonra yürürlüğe gireceğini düzenlemişti; buna göre Kurum nezdinde idari iptal 10 Ocak 2024’te uygulanmaya başladı. Geçici m. 4 uyarınca o tarihe kadar iptal yetkisi aynı hükümler çerçevesinde mahkemelerce kullanılıyordu. Bu yer değişikliğinin marka stratejisi bakımından sonuçlarını TÜRKPATENT’in idari iptal rejimini incelediğimiz yazıda ayrıntılı olarak ele aldık.
Davayı kimin açacağı da baştan netleştirilmelidir. m. 25/2 hükümsüzlük talebini menfaati olanlar ile Cumhuriyet savcıları ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına tanır; m. 25/3 ise davanın sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişiye veya onun hukuki haleflerine karşı açılacağını ve marka hükümsüzlüğü davalarında Kurumun taraf gösterilmeyeceğini düzenler. Yabancı marka sahibi bakımından bunun pratik anlamı, muhatabın Kurum değil distribütörün kendisi olduğudur; sicildeki kayıt dava hazırlığı sürerken bağlantılı bir şirkete devredilmişse husumetin yeni kayıt sahibine yöneltilmesi gerekir. Türkiye’de bir lisans yapısı kurulmuşsa m. 158/1 uyarınca inhisari lisans sahibi, sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa marka sahibinden ayrıca izin almadan kendi adına dava açabilir; inhisari olmayan lisans alan ise m. 158/2 gereği önce hak sahibinden dava açmasını ister ve talebi üç ay içinde karşılanmazsa davayı kendisi açabilir.
Beş Yıllık Sessiz Kalma — Size Karşı da İşler
m. 25/6, güçlü bir dosyayı kaybedilmiş bir dosyaya çeviren hükümdür. Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.
Süreyi başlatan olguya dikkat etmek gerekir. Ölçüt kullanımdan haberdar olmaktır, tescilden değil; üstelik metinde “bilmesi gerektiği hâlde” ifadesi de yer alır. Türkiye pazarına ilişkin düzenli rapor alan, aynı fuarlara katılan ve kendi distribütörünü denetleyen bir şirketin haberdar olmadığını savunması kolay değildir. Kötüniyet istisnası aynı cümlenin içindedir ve ticari vekil dosyalarında çoğu zaman davayı ayakta tutan unsur odur; ancak ilişkinin varlığından çıkarılan bir varsayım değil, yazışmayla, atama koşullarıyla ve başvurunun zamanlamasıyla ispatlanması gereken bir olgudur.
Aynı düşüncenin m. 25/6 dışında, daha geniş bir hâli daha vardır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı yalnızca hükümsüzlük taleplerine özgü değildir. Bu daha geniş hâlin kanuni dayanağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2’dir: herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Maddenin lafzından iki sonuç çıkar. İlki, dürüstlük kuralına dayanan bir savunmanın, kötüniyetli olduğu belirlenen tarafa siper olmamasıdır; SMK m. 25/6 da aynı çizgide, sonraki tarihli tescil kötüniyetliyse sessiz kalmaya sonuç bağlamaz. İkincisi, TMK m. 2 bir süre öngörmediğinden, tecavüz talepleri bakımından kaç yıllık sessizliğin hak kaybına yol açacağını kanun belirlemez; bunu mahkeme somut olayın koşullarına ve dürüstlük kuralına göre değerlendirir. Yani beş yıl dolmadan da sessiz kalma savunmasıyla karşılaşmak, beş yıl geçtikten sonra da bu savunmanın reddedilmesi mümkündür.
Doktrinin iki okuması da beklemeyi ödüllendirmez. İkisi de, kullanımın ne zaman öğrenildiğine ve marka sahibinin bunun ardından ne yaptığına ilişkin tarihli ve yazılı bir iç kaydı ödüllendirir.
Karşı Tarafın İleri Süreceği Savunmalar
Dört savunma beklenmelidir ve dosya bunların üzerine kurulmalıdır.
“Sizin temsilciniz hiç olmadık.” Yukarıda anlatılan nitelendirme sorunu. Cevabı atama yazısı, münhasırlık koşulları, pazarlama katkıları, marka sahibinin görsel malzemesinin kullanımı ve distribütörün kendisini bu sıfatla tanımladığı yazışmalardır.
“Haklı sebebimiz vardı.” Genellikle markayı yerel olarak koruma talimatına ya da marka sahibinin kendi hareketsizliğine dayandırılır. Cevabı, fiilen verilmiş talimatların içeriği ve marka sahibinin başvuruyu öğrendiğinde ne yaptığıdır.
“Geç kaldınız.” m. 25/6 ile birlikte daha geniş sessiz kalma doktrini. Cevabı, öğrenme tarihinin sabitlenmesi ve o tarihten sonra yapılanların gösterilmesidir.
“Türkiye’de hakkınız yok.” m. 155’e uzanan marka sahiplerini yakalayan savunma budur. Bu hüküm, sonraki hak sahibinin kendi sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri sürmesini engeller; ancak bunu, daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açtığı tecavüz davaları bakımından yapar. Türkiye’de hiç başvurusu olmayan marka sahibinin böyle bir tarihi yoktur ve iddianın m. 6/2, m. 6/3 ya da kötüniyet üzerine kurulması gerekir. Ceza yolunda ise m. 30/5 markanın Türkiye’de tescilli olmasını arar ve m. 30/6 soruşturma ile kovuşturmayı şikâyete bağlar.
Sıfatı Belirleyen Deliller
6769 sayılı Kanun bu bağlamda “ticari vekil veya temsilci” kavramını tanımlamadığı için sonuç, çoğu zaman kimse davayı düşünmezken yıllar önce ticari sebeplerle üretilmiş belgelerle belirlenir. Bu belgeler iddia çerçevelendikten sonra değil, öncesinde toplanmalıdır.
| Belge | Neyi ispat için sunulur | Hangi unsura ilişkindir |
|---|---|---|
| Atama yazısı veya distribütörlük sözleşmesi ve yenilemeleri | Tarafın, belirli koşullarla Türkiye pazarında marka sahibi için hareket ettiği | Ticari vekil veya temsilci sıfatı (m. 6/2, m. 10) |
| Marka kullanımı, görsel malzeme ve ambalaj onaylarına ilişkin yazışma | Markanın ve dış görünüşünün marka sahibinden geldiği ve onun denetiminde kullanıldığı | Tescile izin verilmediği; kötüniyet (m. 6/9) |
| Faturalar, gümrük beyannameleri ve sevkiyat kayıtları | Markayı taşıyan malların kaynağının marka sahibi olduğu | İşaretin ticaret sırasında önceki kullanımı (m. 6/3) |
| Katalog, fuar katılımı, fiyat listesi ve yerel reklam | İşaretin, distribütörün başvuru tarihinden önce Türkiye'de ticaret sırasında kullanıldığı | Tescilsiz işaret üzerindeki önceki hak (m. 6/3) |
| Başvurunun ne zaman öğrenildiğini gösteren iç yazışma, e-posta ve raporlar | Marka sahibinin kullanımı ne zaman öğrendiği ve ardından ne yaptığı | Sessiz kalma engeli (m. 25/6) |
| Distribütör ve bağlantılı şirketler için sicil kayıtları | Başvurunun tek bir işlem mi, yoksa farklı adlar ve sınıflar üzerinden süregelen bir yapı mı olduğu | Kötüniyet; talep edilecek korumanın kapsamı |
Son satır için bir not. Bu tür başvurular çoğu zaman tek değildir: aynı marka bir yöneticinin şahsi adına, bir bağlı şirkete ya da distribütörün hiç faaliyet göstermediği sınıflara da tescil ettirilmiş olabilir. Bu örüntünün kendisi delildir; ayrıca m. 10 kapsamındaki bir devir talebinin sicili gerçekten temizleyip temizlemeyeceğini, yoksa arkada ikinci bir kaydın ayakta kalıp kalmayacağını da belirler.
İlk Adımlar ve Ticari Boyut
Her şeyden önce sicildeki durum çıkarılmalıdır: başvuru tarihi, sınıflar, markanın hâlâ başvuru aşamasında mı yoksa tescilli mi olduğu ve bağlantılı adlara başka başvuru bulunup bulunmadığı. Ardından öğrenme tarihi kurum içinde ve yazılı olarak sabitlenmelidir; çünkü m. 25/6 tartışması bu tarih üzerinden yürüyecektir.
Marka hâlâ başvuru aşamasındaysa her şeyi iki aylık itiraz süresi belirler ve aşamalı karar vermeye vakit yoktur. Marka tescilliyse, hükümsüzlük ile m. 10 kapsamındaki devir arasındaki tercih sınıf kapsamı önünüzdeyken yapılmalı, ihtiyati tedbir ise m. 159/1 çerçevesinde değerlendirilmelidir: bu hüküm tecavüzün Türkiye’de gerçekleşmekte olduğunun veya gerçekleşmesi için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığının ispatını arar. Tazminat talepleri bakımından m. 157, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun zamanaşımına ilişkin hükümlerine yollama yapar; TBK m. 72 uyarınca tazminat istemi zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar, ancak tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa o zamanaşımı uygulanır. Tecavüz iddiası da gündemdeyse talep listesini m. 149/1 belirler: fiilin tecavüz olup olmadığının tespiti, muhtemel tecavüzün önlenmesi, tecavüz fiillerinin durdurulması, tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini ve tecavüz oluşturan ürünlere elkonulması bu maddede sayılır; kararın ilanı talebi ise m. 149/3 uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra üç ay içinde ileri sürülmezse düşer. Bu talepler marka tescili ve davaları sayfasında anlatılan çerçevenin konusunu oluşturur.
Son olarak, ticari dosyayla sicil dosyası aynı masada tutulmalıdır. Distribütör adına yapılan tescil nadiren yalıtılmış bir işlemdir; çoğunlukla bir fesih sürecinin yanında ortaya çıkar ve distribütörün kendi talepleri — özellikle Türkiye’de distribütörlüğün sonlandırılması ve denkleştirme tazminatı yazımızda ele alınan portföy tazminatı — markayla takas edilmek istenir. Sonuç yargı kararı yerine anlaşmayla devir olacaksa, m. 148/4 devir sözleşmesinin geçerliliğini noter onayına bağlar ve m. 148/5 gereği devir sicile de işlenmelidir; çünkü sicile kaydedilmeyen işlemlerden doğan haklar iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Noteri ve sicili atlayan bir sulh, uyuşmazlığı sorunu çözmeden bitirir.
Aynı fesih sürecinde yeterince sık görülen iki komşu risk daha vardır. Distribütörün deposunda duran mallar onun kendi borçları için haczedilebilir; malikin yolu ve İİK m. 96/3’teki yedi günlük süre başkasının borcu için haczedilen malda istihkak davası yazısında anlatılmıştır. Fesihten sonra ilanlar yayımlanmaya devam ediyorsa pazaryerinde taklit ürün bildirimi usulü bunları hızla kaldırabilir; ancak bu usul satışa sunmayı hedef alır, arkasındaki tescili değil.