Distribütör veya Ticari Vekil Markayı Kendi Adına Tescil Ettirdiyse: SMK m.6/2, m.10 ve Beş Yıllık Sessiz Kalma

Markayı kendi adına tescil ettiren distribütör veya ticari vekil karşısında 6769 sayılı Kanun iki yol tanır: başvuruya itiraz ile hükümsüzlük ve m. 10 uyarınca tescilin marka sahibine devri — beş yıllık sessiz kalma süresi dolmamışsa.

Av. Onur ÇalışıcıYayın 8 Eylül 2026 · 11 dk okuma
Gravür: fabrikanın önündeki ürün kolisinde kırmızı bir etiket var, dağıtıcı binasından çıkan oklu yol aynı kırmızı etiketle sütunlu bir kurum binasına varıyor.

Ana noktalar

  1. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu m. 6/2 uyarınca, ticari vekil veya temsilcinin marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kendi adına tescil ettirmek için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
  2. SMK m. 10 yasaklamadan fazlasını verir: marka sahibi mahkemeden hem markanın kullanımının yasaklanmasını hem de söz konusu tescilin kendisine devredilmesini isteyebilir; böylece sicildeki kayıt engel olmaktan çıkıp talebin konusu hâline gelir.
  3. Aynı 6/2 gerekçesi mahkemede de kullanılabilir: SMK m. 25/1 uyarınca 5 veya 6. maddedeki hâllerden biri varsa markanın hükümsüzlüğüne karar verilir ve m. 27/1 gereği hükümsüzlük başvuru tarihinden itibaren etkili olur, koruma hiç doğmamış sayılır.
  4. SMK m. 25/6 ise ters yönde işler: sonraki tarihli markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde birbirini izleyen beş yıl sessiz kalan marka sahibi, sonraki tescil kötüniyetli olmadıkça markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.
  5. İki sınır baştan görülmelidir: Kanun bu bağlamda 'ticari vekil veya temsilci' kavramını tanımlamamıştır ve m. 155 yalnızca daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahibini korur — Türkiye'de hiç başvurusu olmayan marka sahibinin böyle bir tarihi yoktur.

Türkiye’deki distribütörünüz, acenteniz veya yerel iş ortağınız markanızı kendi adına tescil ettirmişse marka kaybedilmiş değildir; Türk hukuku bu durumu adıyla düzenler. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu m. 6/2 böyle bir başvurunun marka sahibinin itirazı üzerine reddedilmesine imkân verir; m. 10 ise mahkemeden tescilin iptalinden öte, doğrudan marka sahibine devredilmesinin istenmesine izin verir. Buna rağmen işin acele olmasının sebebi m. 25/6’dır: sonraki tarihli markanın kullanıldığını bilen ve birbirini izleyen beş yıl sessiz kalan marka sahibi, sonraki tescil kötüniyetli olmadıkça kendi markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.

Türkiye’de marka hakkı kural olarak tescille doğar. Başka ülkelerde yıllar içinde kurulmuş bir tanınmışlık, tek başına Türkiye’de bir hak yaratmaz — yabancı marka sahipleri için Türkiye’de marka tescili rehberimizde anlatılan başlangıç noktası budur. Sorunun bu kadar sık ve bu kadar sessiz doğmasının sebebi de burada: Kurumla, ambalajla ve gümrük evrakıyla ilgilenen taraf yerel iş ortağıdır; marka sahibi tescili çoğu zaman ilişki bozulduğunda öğrenir.

Sağdaki bir ofis binasından terazi ve kırmızı ciltli kitabın yanından geçerek fabrikanın yanındaki kırmızı etikete uzanan kesik çizgili ok.
Marka sahibi, dağıtıcısının adına tescil ettirdiği marka için mahkemeye başvurabilir.

SMK m. 6/2 Gerçekte Ne Diyor?

Hüküm kısadır ve içindeki her unsur belirleyicidir. Maddeye göre ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.

Dört unsur çıkıyor. Başvuru sahibi ticari vekil veya temsilci olmalıdır. Marka aynı ya da ayırt edilemeyecek kadar benzer olmalıdır — yalnızca karıştırılma ihtimali yaratacak ölçüde benzerlik bu maddenin ölçütü değildir. Marka sahibinin izni bulunmamalıdır. Ve başvuru sahibinin haklı bir sebebi olmamalıdır.

Dosyaların kazanıldığı veya kaybedildiği yer birinci unsurdur, çünkü 6769 sayılı Kanun’un marka kitabı bu bağlamda ticari vekil veya temsilcinin ne olduğunu tanımlamaz. Malı kendi adına ve kendi hesabına satın alıp kendi riskiyle satan bir taraf, alıcı olduğunu ve kimseyi temsil etmediğini savunacaktır. Yazılı bir atama yazısı bulunan, marka sahibinin antetli kâğıdını kullanan, yerel pazarlama bütçesini yöneten veya alan adını kendi adına tescil ettiren bir taraf için aynı savunma çok daha zordur.

Müvekkillerin hafife aldığı unsur ise dördüncüsüdür. “Haklı sebep” bir mazeret değildir. Yerel koruma sağlaması yazılı olarak kendisinden istenmiş olan ya da markaya harcama yapması beklenirken marka sahibinin yıllarca başvuru yapmaktan kaçındığını gösterebilen bir distribütör, kanunun etrafından değil, doğrudan metnin içinden konuşuyor demektir.

SMK m. 10: Yalnızca Yasaklama Değil, Tescilin Kendisi

m. 10 “ticari vekil veya temsilci adına tescilli markaya ilişkin talepler” başlığını taşır ve marka sahibine iki şey verir. Markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin marka sahibinin izni olmadan ticari vekil ya da temsilci adına tescil edilmesi hâlinde, ticari vekil veya temsilcinin haklı bir sebebi yoksa marka sahibi mahkemeden markasının kullanımının yasaklanmasını talep edebileceği gibi söz konusu tescilin kendisine devredilmesini de talep edebilir.

Uygulamada asıl değerli olan ikinci taleptir ve dosya “tescillerini iptal ettirelim” diye çerçevelendiğinde gözden kaçar. m. 25 kapsamındaki hükümsüzlük kaydı siler. m. 27/1 uyarınca hükümsüzlük kararı başvuru tarihinden itibaren etkilidir ve koruma hiç doğmamış sayılır — temiz bir sonuçtur, ama markayı Türkiye’de tescilsiz bırakır ve sicili yeniden açar. m. 10 kapsamındaki devir ise mevcut kaydı, distribütörün aldığı başvuru tarihi ve sınıf kapsamıyla birlikte marka sahibine geçirir. Kalabalık bir sınıfta bu, yargılamanın kendisinden daha değerli olabilir.

Yolun Seçimi: Kurum mu, Mahkeme mi?

Yol Mercii Süre / tetikleyici Sonucu Başlıca sınırı
Yayıma itiraz TÜRKPATENT Başvurunun yayımından itibaren iki ay (m. 18/1); gerekçe ve ücret de aynı süre içinde Başvurunun, hak doğurmadan reddi Yalnızca marka henüz başvuru aşamasındayken kullanılabilir
Karara itiraz TÜRKPATENT — Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu Kararın bildirim tarihinden itibaren iki ay (m. 20/2); süre geçtikten sonra yeni gerekçe eklenemez Kurumun nihai kararı (m. 21/4) Gerekçeler dondurulur; dosyaya sonradan ekleme yapılamaz
Hükümsüzlük davası Fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi (m. 156/1) m. 5 veya m. 6'daki her hâl, m. 6/2 dâhil (m. 25/1) Tescilin, başvuru tarihinden itibaren etkili olacak şekilde ortadan kalkması (m. 27/1) m. 25/6'daki beş yıllık sessiz kalma engeli
Tescilin devri talebi Fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi İzinsiz ve haklı sebep olmaksızın ticari vekil veya temsilci adına tescil (m. 10) Mevcut kaydın, başvuru tarihiyle birlikte marka sahibine geçmesi Ticari vekil/temsilci sıfatının ispatına bağlıdır
Kullanmama nedeniyle iptal TÜRKPATENT (m. 26) Tescilden itibaren beş yıl Türkiye'de ciddi kullanımın bulunmaması (m. 9/1) İptal; kural olarak talebin Kuruma sunulduğu tarihten itibaren etkili, talep üzerine daha önceki bir tarihten etkili olmasına da karar verilebilir (m. 27/2) m. 9/3: izinle kullanım da marka sahibinin kullanımı sayılır

Tablonun iki satırı ayrıca not gerektirir. Yayıma itiraz süresi gerçekten iki aydır ve bu süre yalnızca “itiraz ediyoruz” demenin süresi değildir: m. 18/2 itiraz gerekçelerinin ve ücretin de aynı süre içinde sunulmasını arar, aksi hâlde itiraz yapılmamış sayılır. Bir başka teknik ayrıntı, kullanmama def’inin sınırıdır: m. 19/2 bu def’i yalnızca 6. maddenin birinci fıkrası kapsamında yapılan itirazlar için tanır; m. 6/2 gerekçeli bir itirazda başvuru sahibi karşı tarafa kullanım ispatı yükleyemez. Bu aşamanın işleyişi — hangi gerekçelerin ileri sürülebileceği ve bunların birbiriyle nasıl etkileştiği — marka başvurusunun yayımına itiraz yazımızda ayrıca anlatılmaktadır.

İptal yolu ise yakın zamanda el değiştirdi. m. 192/1(a), 26. maddenin yayımından itibaren yedi yıl sonra yürürlüğe gireceğini düzenlemişti; buna göre Kurum nezdinde idari iptal 10 Ocak 2024’te uygulanmaya başladı. Geçici m. 4 uyarınca o tarihe kadar iptal yetkisi aynı hükümler çerçevesinde mahkemelerce kullanılıyordu. Bu yer değişikliğinin marka stratejisi bakımından sonuçlarını TÜRKPATENT’in idari iptal rejimini incelediğimiz yazıda ayrıntılı olarak ele aldık.

Davayı kimin açacağı da baştan netleştirilmelidir. m. 25/2 hükümsüzlük talebini menfaati olanlar ile Cumhuriyet savcıları ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına tanır; m. 25/3 ise davanın sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişiye veya onun hukuki haleflerine karşı açılacağını ve marka hükümsüzlüğü davalarında Kurumun taraf gösterilmeyeceğini düzenler. Yabancı marka sahibi bakımından bunun pratik anlamı, muhatabın Kurum değil distribütörün kendisi olduğudur; sicildeki kayıt dava hazırlığı sürerken bağlantılı bir şirkete devredilmişse husumetin yeni kayıt sahibine yöneltilmesi gerekir. Türkiye’de bir lisans yapısı kurulmuşsa m. 158/1 uyarınca inhisari lisans sahibi, sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa marka sahibinden ayrıca izin almadan kendi adına dava açabilir; inhisari olmayan lisans alan ise m. 158/2 gereği önce hak sahibinden dava açmasını ister ve talebi üç ay içinde karşılanmazsa davayı kendisi açabilir.

Beş Yıllık Sessiz Kalma — Size Karşı da İşler

m. 25/6, güçlü bir dosyayı kaybedilmiş bir dosyaya çeviren hükümdür. Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.

Kırmızı marka etiketli ürün kolisinin yanında kum saati ve dibinde yan yana duran küçük yazısız yapraklar.
Zaman içinde sessiz kalmanın marka sahibinin aleyhine işleyebilecek sonucu.

Süreyi başlatan olguya dikkat etmek gerekir. Ölçüt kullanımdan haberdar olmaktır, tescilden değil; üstelik metinde “bilmesi gerektiği hâlde” ifadesi de yer alır. Türkiye pazarına ilişkin düzenli rapor alan, aynı fuarlara katılan ve kendi distribütörünü denetleyen bir şirketin haberdar olmadığını savunması kolay değildir. Kötüniyet istisnası aynı cümlenin içindedir ve ticari vekil dosyalarında çoğu zaman davayı ayakta tutan unsur odur; ancak ilişkinin varlığından çıkarılan bir varsayım değil, yazışmayla, atama koşullarıyla ve başvurunun zamanlamasıyla ispatlanması gereken bir olgudur.

Aynı düşüncenin m. 25/6 dışında, daha geniş bir hâli daha vardır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı yalnızca hükümsüzlük taleplerine özgü değildir. Bu daha geniş hâlin kanuni dayanağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2’dir: herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Maddenin lafzından iki sonuç çıkar. İlki, dürüstlük kuralına dayanan bir savunmanın, kötüniyetli olduğu belirlenen tarafa siper olmamasıdır; SMK m. 25/6 da aynı çizgide, sonraki tarihli tescil kötüniyetliyse sessiz kalmaya sonuç bağlamaz. İkincisi, TMK m. 2 bir süre öngörmediğinden, tecavüz talepleri bakımından kaç yıllık sessizliğin hak kaybına yol açacağını kanun belirlemez; bunu mahkeme somut olayın koşullarına ve dürüstlük kuralına göre değerlendirir. Yani beş yıl dolmadan da sessiz kalma savunmasıyla karşılaşmak, beş yıl geçtikten sonra da bu savunmanın reddedilmesi mümkündür.

Doktrinin iki okuması da beklemeyi ödüllendirmez. İkisi de, kullanımın ne zaman öğrenildiğine ve marka sahibinin bunun ardından ne yaptığına ilişkin tarihli ve yazılı bir iç kaydı ödüllendirir.

Karşı Tarafın İleri Süreceği Savunmalar

Dört savunma beklenmelidir ve dosya bunların üzerine kurulmalıdır.

“Sizin temsilciniz hiç olmadık.” Yukarıda anlatılan nitelendirme sorunu. Cevabı atama yazısı, münhasırlık koşulları, pazarlama katkıları, marka sahibinin görsel malzemesinin kullanımı ve distribütörün kendisini bu sıfatla tanımladığı yazışmalardır.

“Haklı sebebimiz vardı.” Genellikle markayı yerel olarak koruma talimatına ya da marka sahibinin kendi hareketsizliğine dayandırılır. Cevabı, fiilen verilmiş talimatların içeriği ve marka sahibinin başvuruyu öğrendiğinde ne yaptığıdır.

“Geç kaldınız.” m. 25/6 ile birlikte daha geniş sessiz kalma doktrini. Cevabı, öğrenme tarihinin sabitlenmesi ve o tarihten sonra yapılanların gösterilmesidir.

“Türkiye’de hakkınız yok.” m. 155’e uzanan marka sahiplerini yakalayan savunma budur. Bu hüküm, sonraki hak sahibinin kendi sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri sürmesini engeller; ancak bunu, daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açtığı tecavüz davaları bakımından yapar. Türkiye’de hiç başvurusu olmayan marka sahibinin böyle bir tarihi yoktur ve iddianın m. 6/2, m. 6/3 ya da kötüniyet üzerine kurulması gerekir. Ceza yolunda ise m. 30/5 markanın Türkiye’de tescilli olmasını arar ve m. 30/6 soruşturma ile kovuşturmayı şikâyete bağlar.

Sıfatı Belirleyen Deliller

6769 sayılı Kanun bu bağlamda “ticari vekil veya temsilci” kavramını tanımlamadığı için sonuç, çoğu zaman kimse davayı düşünmezken yıllar önce ticari sebeplerle üretilmiş belgelerle belirlenir. Bu belgeler iddia çerçevelendikten sonra değil, öncesinde toplanmalıdır.

Belge Neyi ispat için sunulur Hangi unsura ilişkindir
Atama yazısı veya distribütörlük sözleşmesi ve yenilemeleri Tarafın, belirli koşullarla Türkiye pazarında marka sahibi için hareket ettiği Ticari vekil veya temsilci sıfatı (m. 6/2, m. 10)
Marka kullanımı, görsel malzeme ve ambalaj onaylarına ilişkin yazışma Markanın ve dış görünüşünün marka sahibinden geldiği ve onun denetiminde kullanıldığı Tescile izin verilmediği; kötüniyet (m. 6/9)
Faturalar, gümrük beyannameleri ve sevkiyat kayıtları Markayı taşıyan malların kaynağının marka sahibi olduğu İşaretin ticaret sırasında önceki kullanımı (m. 6/3)
Katalog, fuar katılımı, fiyat listesi ve yerel reklam İşaretin, distribütörün başvuru tarihinden önce Türkiye'de ticaret sırasında kullanıldığı Tescilsiz işaret üzerindeki önceki hak (m. 6/3)
Başvurunun ne zaman öğrenildiğini gösteren iç yazışma, e-posta ve raporlar Marka sahibinin kullanımı ne zaman öğrendiği ve ardından ne yaptığı Sessiz kalma engeli (m. 25/6)
Distribütör ve bağlantılı şirketler için sicil kayıtları Başvurunun tek bir işlem mi, yoksa farklı adlar ve sınıflar üzerinden süregelen bir yapı mı olduğu Kötüniyet; talep edilecek korumanın kapsamı

Son satır için bir not. Bu tür başvurular çoğu zaman tek değildir: aynı marka bir yöneticinin şahsi adına, bir bağlı şirkete ya da distribütörün hiç faaliyet göstermediği sınıflara da tescil ettirilmiş olabilir. Bu örüntünün kendisi delildir; ayrıca m. 10 kapsamındaki bir devir talebinin sicili gerçekten temizleyip temizlemeyeceğini, yoksa arkada ikinci bir kaydın ayakta kalıp kalmayacağını da belirler.

İlk Adımlar ve Ticari Boyut

Her şeyden önce sicildeki durum çıkarılmalıdır: başvuru tarihi, sınıflar, markanın hâlâ başvuru aşamasında mı yoksa tescilli mi olduğu ve bağlantılı adlara başka başvuru bulunup bulunmadığı. Ardından öğrenme tarihi kurum içinde ve yazılı olarak sabitlenmelidir; çünkü m. 25/6 tartışması bu tarih üzerinden yürüyecektir.

Marka hâlâ başvuru aşamasındaysa her şeyi iki aylık itiraz süresi belirler ve aşamalı karar vermeye vakit yoktur. Marka tescilliyse, hükümsüzlük ile m. 10 kapsamındaki devir arasındaki tercih sınıf kapsamı önünüzdeyken yapılmalı, ihtiyati tedbir ise m. 159/1 çerçevesinde değerlendirilmelidir: bu hüküm tecavüzün Türkiye’de gerçekleşmekte olduğunun veya gerçekleşmesi için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığının ispatını arar. Tazminat talepleri bakımından m. 157, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun zamanaşımına ilişkin hükümlerine yollama yapar; TBK m. 72 uyarınca tazminat istemi zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar, ancak tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa o zamanaşımı uygulanır. Tecavüz iddiası da gündemdeyse talep listesini m. 149/1 belirler: fiilin tecavüz olup olmadığının tespiti, muhtemel tecavüzün önlenmesi, tecavüz fiillerinin durdurulması, tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini ve tecavüz oluşturan ürünlere elkonulması bu maddede sayılır; kararın ilanı talebi ise m. 149/3 uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra üç ay içinde ileri sürülmezse düşer. Bu talepler marka tescili ve davaları sayfasında anlatılan çerçevenin konusunu oluşturur.

Son olarak, ticari dosyayla sicil dosyası aynı masada tutulmalıdır. Distribütör adına yapılan tescil nadiren yalıtılmış bir işlemdir; çoğunlukla bir fesih sürecinin yanında ortaya çıkar ve distribütörün kendi talepleri — özellikle Türkiye’de distribütörlüğün sonlandırılması ve denkleştirme tazminatı yazımızda ele alınan portföy tazminatı — markayla takas edilmek istenir. Sonuç yargı kararı yerine anlaşmayla devir olacaksa, m. 148/4 devir sözleşmesinin geçerliliğini noter onayına bağlar ve m. 148/5 gereği devir sicile de işlenmelidir; çünkü sicile kaydedilmeyen işlemlerden doğan haklar iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Noteri ve sicili atlayan bir sulh, uyuşmazlığı sorunu çözmeden bitirir.

Aynı fesih sürecinde yeterince sık görülen iki komşu risk daha vardır. Distribütörün deposunda duran mallar onun kendi borçları için haczedilebilir; malikin yolu ve İİK m. 96/3’teki yedi günlük süre başkasının borcu için haczedilen malda istihkak davası yazısında anlatılmıştır. Fesihten sonra ilanlar yayımlanmaya devam ediyorsa pazaryerinde taklit ürün bildirimi usulü bunları hızla kaldırabilir; ancak bu usul satışa sunmayı hedef alır, arkasındaki tescili değil.

Sıkça sorulan sorular

Distribütörümüz markamızı Türkiye'de kendi adına tescil ettirdi. Markayı kaybettik mi?

Kendiliğinden kaybetmiş olmazsınız; ancak sicildeki kayıt gerçektir ve kaldırılana veya devredilene kadar size karşı da ileri sürülür. 6769 sayılı Kanun marka sahibine iki ayrı araç verir. Marka hâlâ Bültende yayımlanmış bir başvuru aşamasındaysa, m. 18/1 yayımdan itibaren iki ay içinde itiraz imkânı tanır ve m. 6/2 bu itirazın gerekçelerinden biridir. Marka tescil edilmişse, m. 25/1 6. maddedeki her hâli mahkemede hükümsüzlük sebebi hâline getirir; m. 10 ise kullanımın yasaklanmasının yanında tescilin marka sahibine devrinin de istenmesine imkân verir. Yapılmaması gereken tek şey beklemektir: m. 25/6'daki beş yıllık sessiz kalma süresi kullanımdan haberdar olma anından işler ve distribütöre değil, size karşı sonuç doğurur.

Distribütör, SMK m. 6/2 anlamında 'ticari vekil veya temsilci' sayılır mı?

Karşı tarafın ilk tartışacağı nokta budur ve yalnızca madde metnine bakarak çözülemez. m. 6/2 ile m. 10 'ticari vekil veya temsilci' ifadesini kullanır, ancak 6769 sayılı Kanun'un marka kitabı bu kavramı tanımlamaz. Malı kendi adına ve kendi hesabına, olağan alım-satım koşullarıyla satan bir taraf, hiçbir zaman kimsenin temsilcisi olmadığını savunacaktır. Bu nedenle iddia tek başına ileri sürülmez. m. 6/3 başvuru veya rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka ya da ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret üzerinde elde edilmiş hakkı, m. 6/1 önceki tarihli Türk başvurusuyla karıştırılma ihtimalini, m. 6/9 ise kötüniyetle yapılan başvuruların itiraz üzerine reddedileceğini düzenler. Her birinin delili farklıdır ve uygulamada birlikte ileri sürülürler.

Mahkemeden tam olarak ne isteyebiliriz — hükümsüzlük mü, devir mi?

İkisi de mümkündür ve sonuçları aynı değildir. m. 25 kapsamındaki hükümsüzlük kaydı ortadan kaldırır; m. 27/1 uyarınca karar başvuru tarihinden itibaren etkili olur ve koruma hiç doğmamış sayılır. Bu temiz bir sonuçtur, ancak markayı Türkiye'de tescilsiz bırakır ve sicili yeniden herkese açar. m. 10 ise tescilin marka sahibine devredilmesini istemeye imkân verir; bu yolda distribütörün aldığı başvuru tarihi ve sınıf kapsamı olduğu gibi marka sahibine geçer. Distribütör erken ve geniş başvuru yapmışsa devir talebi çoğu zaman daha değerlidir ve kullanımın yasaklanması talebiyle birlikte ileri sürülebilir.

m. 25/6'daki beş yıllık süre ne zaman işlemeye başlar?

Madde, süreyi başlatan olguyu açıkça yazar: marka sahibi sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde birbirini izleyen beş yıl sessiz kalmışsa. Yani ölçüt kullanımdan haberdar olmaktır; tescil tarihi değil, sicili okuduğunuz tarih de değil. İstisna aynı cümlenin içindedir: sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli ise sessiz kalma sonuç doğurmaz. Ticari vekil ve distribütör dosyalarında bu istisna çoğu zaman davayı kurtaran unsurdur; ancak ilişkinin varlığından çıkarılan bir karine değil, ispatı gereken bir olgudur. Bu nedenle planlamada güvenli tarih, kullanımın kurum içinde öğrenildiği andan itibaren beş yıl; pratik tarih ise bundan çok daha erkendir.

Tescil sicilde dururken distribütöre karşı tecavüz davası açabilir miyiz?

Sıralamaya dikkat etmek gerekir. SMK m. 30/5 uyarınca cezaya hükmedilebilmesi için markanın Türkiye'de tescilli olması şarttır ve m. 30/6 gereği soruşturma ve kovuşturma şikâyete bağlıdır. Hukuk yolunda ise davalı kendi tescilli hakkını gösterecektir. m. 155 sonraki hak sahibinin kendi tesciline sığınmasını engelleyen hükümdür; ancak lafzı gereği yalnızca daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahibinin açtığı davada işler. Türkiye'de hiç başvurusu olmayan marka sahibinin böyle bir tarihi yoktur ve bu maddeye doğrudan dayanamaz. Uygulamada sicildeki durum önce ya da aynı yargılamada ele alınır; ihtiyati tedbir ise m. 159/1'deki ispat eşiği karşılanabiliyorsa talep edilir.

Distribütör markayı kullanmıyor; kullanmama nedeniyle iptal ettirebilir miyiz?

Bazen mümkündür, ancak bu yol göründüğünden dardır. m. 9/1 tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan Türkiye'de ciddi biçimde kullanılmayan markanın iptaline karar verileceğini düzenler ve m. 192/1(a) ile getirilen yedi yıllık erteleme sonucunda 10 Ocak 2024'ten itibaren iptal talepleri mahkemelere değil TÜRKPATENT'e yapılır. İki hüküm bu saldırıyı körleştirir. m. 9/3, markanın marka sahibinin izniyle kullanılmasını da marka sahibi tarafından kullanım sayar; buradaki marka sahibi ise distribütörün kendisidir. m. 26/4 ise talebin Kuruma sunulmasından önceki üç ay içindeki kullanımı yalnızca iptal talebinde bulunulacağı düşünülerek gerçekleşmişse dikkate almaz; daha önce başlamış kullanım sayılmaya devam eder. Kullanmama, dosyada mutlaka kontrol edilmesi gereken bir başlıktır; ama m. 6/2 iddiasının yerine geçmez, onu tamamlar.

Markanın sulh yoluyla bize devredilmesi geçerli olur mu?

Şekil şartlarına uyulursa olur. SMK m. 148/4 sınai mülkiyet hakkına ilişkin hukuki işlemlerin yazılı şekle tabi olduğunu, devir sözleşmelerinin geçerliliğinin ise ancak noter tarafından onaylanmış şekilde yapılmış olmalarına bağlı olduğunu düzenler. m. 148/5 ise sicile kaydedilmeyen işlemlerden doğan hakların iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceğini ekler. Karşılıklı imzalanmış bir protokolle yetinen sulh, marka sahibini açıkta bırakır; sonucu kalıcı kılan iki adım noter onayı ve sicil kaydıdır.

Bu içerik genel bilgilendirmedir, hukuki tavsiye değildir. Durumunuza özel danışmanlık için bir avukatla görüşün. Lex Lata Consulting & Law tarafından hazırlanmıştır.

Av. Onur Çalışıcı

Yazar hakkında

Av. Onur Çalışıcı

Kurucu Avukat · İstanbul Barosu · Baro sicil no 83426

Lex lata Latincede “yürürlükteki hukuk” demektir. Büroyu Av. Onur Çalışıcı kurdu; ilk görüşmeden dosyanın sonuna kadar doğrudan onunla görüşürsünüz. Yabancı müvekkillerle yazışmalar İngilizce yapılır, Türkçe belgelerin ne dediği ayrıca anlatılır.

Ne olduğunu kısaca yazın, size dönüş yapalım. Bu yazı genel bilgidir; dosyanıza özel görüş değildir.

Son gözden geçirme: Eylül 2026 · LinkedIn: linkedin.com/in/onurcalisici

OfisKarataş Sk. No:6, SNS Plaza Kat:3, Kağıthane, İstanbul

Ekranda

Beyaz TV · Beyaz Ana Haber · Eylül 2026

Huzuru bozan kiracıya tahliye

Kiracının davranışının çekilmez hale geldiğinin somut delillerle ortaya konması ve şartlar oluştuğunda 30 günlük sürenin aranmadığı istisnai durumlar.

Ofis ve etkinlikler

Gürsel Mah., Karataş Sk. No:6, SNS Plaza Kat:3, Kağıthane / İstanbul · Adres ve yol tarifi

Lex Lata'nın Kağıthane'deki ofisi: çalışma masaları ve duvardaki ekranlarda Lex Lata logosu
Ofis · Kağıthane, İstanbul
Av. Onur Çalışıcı, Blockchain Expo World İstanbul'da blokzincir hukuku panelinde, Temmuz 2024
Blokzincir hukuku paneli · Blockchain Expo World, İstanbul · Temmuz 2024
Lex Lata toplantı odasında masa başında bir görüşme
Toplantı odası · Kağıthane, İstanbul

SNS Plaza, Kağıthane, İstanbulİletişim sayfası