Bir Türk hukukuna tabi tedarik ya da distribütörlük sözleşmesine konulan ve imalatçının veya ithalatçının ürünün sebep olduğu zarardan doğan sorumluluğunu belli bir tutarla sınırlayan hüküm işlemez. 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu m.6/4, imalatçı veya ithalatçıyı üründen kaynaklanan tazminat sorumluluğundan kurtaran ya da bu sorumluluğu azaltan sözleşmelerin ilgili maddelerinin hükümsüz olduğunu söyler. Parasal bir tavan da, dolaylı zararların kapsam dışı bırakılması da, sorumluluğu belirli bir süre içinde yapılacak bildirime bağlayan kayıt da — talep ürünün sebep olduğu zarara ilişkin olduğu sürece — bu cümlenin karşısında ayakta kalmaz. Ayakta kalan, sözleşmenin geri kalanıdır: hükümsüzlük maddeye bağlanmıştır, kurulan ilişkiye değil.
Tablonun ikinci yarısı daha sessizdir ama uyuşmazlıkların çoğunu o belirler. m.6/2, imalatçı veya ithalatçının sorumlu tutulabilmesi için zarar görenin iki şeyi — ve yalnızca iki şeyi — ispat etmesini arar: uğradığı zararı ve uygunsuzluk ile zarar arasındaki nedensellik bağını. Kusur, maddenin hiçbir fıkrasında geçmez. Sözleşmeyle bertaraf edilemeyen emredici bir sorumluluk kuralının, kusurdan hiç söz etmeyen bir ispat kuralıyla yan yana durması, Türkiye’de ürün riskini sözleşme diliyle geçiştirilecek değil, fiyatlanacak ve sigortalanacak bir risk hâline getirir.
Ürün Sorumluluğunu Sınırlayan Hükmü Hükümsüz Kılan Madde
7223 sayılı Kanun 5 Mart 2020’de kabul edilmiş, 12 Mart 2020 tarihli ve 31066 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış ve m.26 uyarınca yayımı tarihinden bir yıl sonra — 12 Mart 2021’de — yürürlüğe girmiştir. m.25/1, 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun’u yürürlükten kaldırmış; m.25/2 ise mevzuatta 4703 sayılı Kanun’a yapılan atıfların bu Kanun’a yapılmış kabul edileceğini düzenlemiştir. Eski Kanun’a dayanılarak çıkarılmış ikincil düzenlemeler onunla birlikte ortadan kalkmamıştır: geçici m.1, m.24’te belirtilen düzenlemeler yürürlüğe konuluncaya kadar, 4703 sayılı Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan teknik düzenlemelerin bu Kanun’a aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam edileceğini söyler. Yani sözleşmede “4703 sayılı Kanun uyarınca” diye başlayan bir kayıt hâlâ bir anlam taşır; ancak taşıdığı anlam artık 7223’ün anlamıdır.
Hükmün hangi işlere değdiğini görmek için önce kapsam maddesine bakmak gerekir. m.2/1, piyasaya arz edilmesi hedeflenen, arz edilen, piyasada bulundurulan veya hizmete sunulan tüm ürünleri kapsama alır. m.2/3, bir ürüne ilişkin özel bir kanun bulunması hâlinde bu Kanun hükümlerinin o ürüne, özel kanunda hüküm bulunmayan hâllerde uygulanacağını söyler; yani sektörel bir kanunun varlığı 7223’ü devreden çıkarmaz, yalnızca ikinci sıraya alır. İhracatçıyı ilgilendiren iki fıkra ise ters yönlerde işler: m.2/2, Avrupa Birliği üyesi ülkelere ihraç edilen ya da edilmesi hedeflenen ürünleri bu Kanun kapsamında piyasaya arz edilmiş sayar; m.2/4 ise Birlik dışındaki ülkelere ihraç edilen ürünleri kapsam dışında bırakır — ancak hemen ardından gelen cümle, bu ürünlerin de güvenli olmasını, tağşişe konu olmamasını ve işaretleme, etiketleme ile belgelendirmenin alıcıyı yanıltmayacak şekilde yapılmasını zorunlu tutar. Kapsamın dışında kalmak, yükümlülüğün dışında kalmak değildir.
“Ürün sorumluluğu tazminatı” kenar başlığını taşıyan m.6, baştan sona okunacak kadar kısadır ve okunmaya değer. Birinci fıkra, ürünün bir kişiye veya bir mala zarar vermesi hâlinde imalatçı veya ithalatçıyı zararı gidermekle yükümlü kılar. Üçüncü fıkra, birden fazla imalatçı veya ithalatçının sorumlu olması hâlinde bunları müteselsilen sorumlu tutar. Dördüncü fıkra, sözleşmeyle kaçışı kapatan hükümdür. Beşinci fıkra, maddi ve manevi tazminatın miktarının belirlenmesini 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine gönderir. Altıncı fıkra zamanaşımını, yedinci fıkra ise diğer kanunlardaki tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümlerin saklı olduğunu düzenler.
m.6/4’ün iki özelliği çoğu zaman gözden kaçar. Birincisi kapsamıdır. Hüküm “zarar görenle yapılan sözleşmelerde” demez ve tüketici sözleşmesi ile ticari sözleşme ayrımı yapmaz. Lafzıyla, etkisi imalatçının veya ithalatçının üründen doğan sorumluluğunu kaldırmak ya da azaltmak olan her sözleşmeye yönelir — iki şirket arasındaki bir çerçeve sözleşmeye konulan sorumluluk tavanının yaptığı da tam olarak budur. İkincisi sonucudur. Kanun, bu sözleşmelerin “ilgili maddelerini” hükümsüz sayar, sözleşmenin kendisini değil. Bu, 6098 sayılı Kanun m.27/2 ile örtüşür: sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması diğerlerinin geçerliliğini etkilemez; hemen ardından gelen “Ancak” ise bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa sözleşmenin tamamının kesin olarak hükümsüz olacağını ekler. Uzun süreli bir tedarik ilişkisinde tarafların sorumluluk tavanı yüzünden masadan kalkacaklarının açıkça anlaşılması nadirdir; olağan sonuç, sınırlama hükmünün bulunduğu yerde bir boşlukla yürümeye devam eden bir sözleşmedir.
Sözleşmedeki Olağan Kaçış Yolları Neden Kapalı
Alışılmış sözleşme hukuku araç çantasına uzanan bir hukukçu, bu kez okun ters yöne baktığını görür. Aşağıdaki karşılaştırma, aynı kaydın hangi rejim devredeyse ona göre nasıl bir akıbete uğradığını gösteriyor.
| Sözleşme kaydı | Uygulanacak hüküm | Sonuç |
|---|---|---|
| Ürünün sebep olduğu zarar için sorumluluk tavanı | 7223 s. K. m.6/4 | Hükümsüz — madde düşer, sözleşme ayakta kalır |
| Borçlunun kendi ağır kusurundan sorumsuzluğu (önceden) | 6098 s. K. m.115/1 | Kesin olarak hükümsüz |
| Hafif kusurdan sorumsuzluk, genel ticari ilişkide | 6098 s. K. m.115 | Başlı başına yasak değil — kesin hükümsüzlük ağır kusur, hizmet sözleşmesi ve izne tabi meslekler için öngörülmüştür |
| Yardımcı kişilerin fiilinden sorumsuzluk | 6098 s. K. m.116/2 | Önceden yapılan anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabilir — izne tabi meslekler hariç (m.116/3) |
| Müzakere edilmemiş standart metindeki tavan | 6098 s. K. m.21, 23, 25 | Bilgi verilmemişse yazılmamış sayılır; düzenleyen aleyhine yorumlanır; m.25 içerik denetimine tabidir |
| Tüketici sözleşmesindeki haksız şart | 6502 s. K. m.5/2 | Kesin olarak hükümsüz; kalan hükümler geçerliliğini korur |
Öğretici olan satırlar ortadakilerdir. 6098 sayılı Kanun m.116/2, yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluğun önceden yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılmasına izin verir; bu gerçek bir sözleşme özgürlüğüdür ve pek çok sözleşme buna dayanır. 7223 sayılı Kanun m.6/4 ise eşdeğer bir serbesti tanımaz. Zarar ürünün sebep olduğu zarar olduğunda özel hüküm, kaydı sözleşme özgürlüğünün alanından tümüyle çıkarır. Hizmet sözleşmeleri için hazırlanmış bir sorumluluk sınırı şablonunun olduğu gibi mal tedarikine ilişkin bir metne taşınması, ticari sözleşmeler alanında tekrar tekrar karşılaşılan bir kaleme alma hatasıdır.
Bir başka alışkanlık, tartışmayı sözleşme hukukunun içinde tutup haksız fiil hükümlerinden uzak durmaktır; o kapı da tam kapanmaz. 6098 sayılı Kanun m.114/2, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanacağını söyler. Ürünün sebep olduğu zarar bakımından 7223 sayılı Kanun m.6 zaten kendi başına bir sorumluluk sebebidir ve m.6/7 diğer kanunlardaki tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümleri saklı tutar. Dolayısıyla talebin yalnızca sözleşmesel bir talep olarak ileri sürüleceği varsayımı üzerine kurulmuş bir sınırlama kaydı, hükümsüz olmasının yanında kendi varsayımını da güvence altına almaz.
Ürün Sorumluluğu Davasında Kim Neyi İspatlar?
m.6/2 zarar görenden zararı ve uygunsuzluk ile zarar arasındaki nedensellik bağını ispat etmesini ister. Dikkatle okunduğunda bu bölüşüm zarar gören bakımından bir eksende cömert, başka bir eksende zorlayıcıdır. Kusur bir unsur değildir — m.6’nın hiçbir fıkrası imalatçının gerekli özeni gösterip göstermediğini sormaz; m.6/5’teki gönderme ise tazminatın miktarına ilişkindir, davranış ölçütüne değil. Buna karşılık nedensellik bağı tümüyle zarar görenin üzerindedir ve teknik bir uyuşmazlıkta bilirkişi incelemesini asıl tüketen kalem nedensellik bağıdır.
Savunma tarafında m.5 bir cevap değil, bir karine sunar. m.5/1 ürünün güvenli olmasını zorunlu kılar. m.5/2, teknik düzenlemenin insan sağlığı ve güvenliği ile ilgili hükümlerine uygun ürünün aksi ispatlanana kadar güvenli kabul edileceğini söyler. Cümlenin sonu belirleyicidir: uygunluk belgeleri, CE işareti ve test raporları fiilî ispat yükünü karşı tarafa taşır, ama karine çürütülebilir niteliktedir. m.5/3 ise teknik düzenlemesi bulunmayan ya da insan sağlığı ve güvenliğine ilişkin hüküm içermeyen hâllerde değerlendirmeyi genel ürün güvenliği mevzuatına gönderir. Tedarikçisinin uygunluk beyanına dayanan bir ithalatçının kendi m.9/1(b) yükümlülüğünü de hatırlaması gerekir: ürünü piyasaya arz etmeden önce ürünün uygunluk işaretini taşıdığını, gerekli belgelerin ürüne eşlik ettiğini ve imalatçının m.7/1’in (b), (e) ve (f) bentlerindeki yükümlülükleri yerine getirdiğini teyit etmek zorundadır. Bu teyit yükümlülüğü bir dava malzemesi olduğu kadar sınırdaki bir uyum meselesidir ve Türkiye’ye mal ithalatı rehberimizde anlatılan tarife sınıflandırması ile belge denetimlerinin yanında durur.
Mal bir tüketiciye satılmışsa paralel işleyen ve başka türlü kurulmuş ikinci bir ispat kuralı devreye girer. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.11/2, ücretsiz onarım ile malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi haklarının üretici veya ithalatçıya karşı da kullanılabileceğini ve bu hakların yerine getirilmesinde satıcı, üretici ile ithalatçının müteselsilen sorumlu olduğunu söyler; hemen ardından gelen cümle ise üretici veya ithalatçının, malın kendisi tarafından piyasaya sürülmesinden sonra ayıbın doğduğunu ispat etmesi hâlinde sorumlu tutulmayacağını ekler. Burada ispat yükü terstir. m.11/6 tüketicinin seçimlik haklarından biriyle birlikte Türk Borçlar Kanunu uyarınca tazminat da isteyebileceğini düzenler; 7223 sayılı Kanun m.6/7 de diğer kanunlardaki tazminat hükümlerini saklı tuttuğuna göre iki rejim yarışmaz, üst üste biner.
Dağıtıcı Ürün Sorumluluğu Rejiminin Dışında mı?
Ürün sorumluluğunu özenle “imalatçıya” bırakan bir distribütörlük sözleşmesi, dağıtıcıyı yine de davalı koltuğunda bırakabilir; çünkü 7223 sayılı Kanun’un iki hükmü imalatçı sıfatını sözleşmeye değil, davranışa bağlar.
m.11/1, ürünü kendi isim veya ticari markası altında piyasaya arz eden ya da piyasada bulundurulan ürünü teknik düzenlemesine veya genel ürün güvenliği mevzuatına uygunluğunu etkileyecek şekilde değiştiren ithalatçılar ile dağıtıcıları imalatçı sayar ve imalatçının m.7’deki yükümlülüklerini yerine getirmekle sorumlu tutar. Özel markalı tedarikte sorumluluk, taraflar sözleşmede ne yazmış olursa olsun, etiketle birlikte yer değiştirir.
m.11/3 ise kaydını düzgün tutmayan işletmeciyi yakalayan hükümdür. Üründen kaynaklanan tazminat sorumluluğu bakımından ürünün imalatçısı, yetkili temsilcisi veya ithalatçısı belirlenemiyorsa; zarara uğrayan kişiye bu iktisadi işletmecilerin isim ve irtibat bilgilerini, bu bilgilere sahip değilse tedarik zincirinde yer alan bir önceki iktisadi işletmecinin bilgilerini, talebin kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on iş günü içinde bildirmeyen dağıtıcı, imalatçı gibi tazminattan sorumlu tutulur. Bunun karşılığındaki kayıt yükümlülüğü m.12’dedir: her iktisadi işletmeci, tedarik zincirinde yer alan bir önceki ve varsa bir sonraki işletmecinin bilgilerinin kaydını düzenli tutar, en az on yıl saklar ve yetkili kuruluşun talebi hâlinde sunar. İkinci fıkra aynı yükümlülüğü ürünü elektronik ortamda piyasaya arz edenlere ve başkalarına ait ticari faaliyetler için elektronik ticaret ortamı sağlayan aracı hizmet sağlayıcılarına da yayar. Dağıtıcının m.11/3 talebine vereceği cevap, m.12 dosyası ne kadar iyiyse o kadar iyidir.
Bu iki hüküm birlikte okunduğunda dağıtıcının kendini koruma yolu sözleşme metninde değil, evrak düzenindedir: hangi partinin hangi tedarikçiden geldiğini, hangi miktarın hangi alıcıya çıktığını ve ürünün kimin sorumluluğu altında ne kadar beklediğini gösteren kayıt, on iş günlük süre işlemeye başladığında elde bulunması gereken tek şeydir. Aynı kayıt, m.6/2’deki nedensellik tartışmasında da işe yarar; çünkü uygunsuzluğun hangi aşamada doğduğunu gösteren belge çoğu zaman bu dosyadan çıkar.
Ürün riskinin ilişkinin ticari mimarisiyle buluştuğu yer de burasıdır. Zarar görene karşı doğan sorumluluk sözleşmeyle küçültülemediği için müzakere tazmin taahhüdüne, sigortaya ve rücuya kayar — bir de sona erme hükümlerine; zira kötü biten bir distribütörlükte taraflar, sahadaki stoku tartışırken aynı anda bir geri çağırmayı da tartışıyor olabilir. Bu ihtimalin çerçevesi distribütörlüğün sonlandırılması ve denkleştirme tazminatı yazımızda ele alınmıştır.
Ürün Sorumluluğunda Zamanaşımı ve Sözleşmede Hâlâ Yeri Olan Şeyler
Aynı olay örgüsüne üç ayrı zamanaşımı rejimi bakabilir ve bunlar birlikte işlemez.
| Rejim | Öğrenmeden itibaren | Azami süre |
|---|---|---|
| Ürün sorumluluğu tazminatı — 7223 s. K. m.6/6 | Zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren 3 yıl | Zararın doğduğu tarihten itibaren 10 yıl |
| Genel haksız fiil — 6098 s. K. m.72 | Zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren 2 yıl | Fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıl; fiil suç oluşturuyorsa daha uzun ceza zamanaşımı uygulanır |
| Ayıplı mal, tüketici satışı — 6502 s. K. m.12 | Teslimden itibaren 2 yıl (konut ve tatil amaçlı taşınmazlarda 5 yıl); kanunlarda ya da taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmemişse. Ayıp ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri hiç uygulanmaz | |
Sözleşmeyi kaleme alanın elinde kalan alan, doğru yöne çevrildiği sürece dardan çok geniştir. Taraflardan birinin, diğerinin ödemek zorunda kaldığı tutarı ona geri ödemeyi üstlendiği bir hüküm, imalatçıyı ya da ithalatçıyı zarar görene karşı sorumluluktan kurtarmaz; zararı, ikisi de sorumlu olmayı sürdüren taraflar arasında sonradan yeniden dağıtır. Ürün sorumluluğu ve geri çağırma sigortaları ticari düzlemde aynı işi görür. Sözleşme özgürlüğünün hâlâ işlediği bir yön de vardır: 6502 sayılı Kanun m.12/1, ayıplı maldan sorumlulukta iki yıllık süreyi ancak kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmemişse uygular. Yani m.6/4 sorumluluğu kısaltmayı kapatırken, sözleşmeyle uzatmak açık kalmıştır. Teknik şartname, gelen mal muayene protokolü, parti ve seri numarasıyla ayrıştırma, m.9/1(f) uyarınca ürün kendi sorumluluğu altındayken depolama ve nakliye şartlarının uygunluğa halel getirmemesi ve yazılı bir geri çağırma prosedürü — bunların hepsi sorumluluğun büyüklüğünü değil, olayın gerçekleşme olasılığını düşürür; m.6/4’ten sonra sözleşmenin kontrol edebildiği tek kaldıraç da budur. m.6/3’teki müteselsil sorumlulukla birlikte okunduğunda makul yapı, zincirdeki her işletmecinin neyi belgelemek, neyi sigortalamak ve kimden rücu edebilmek zorunda olduğunu bildiği bir yapıdır; bu, ticaret hukuku alanındaki risk dağılımı sorularının tamamına hâkim olan disiplinin aynısıdır.
İdari yaptırım kendi rayında yürür ve bunların hiçbirinin yerine geçmez. m.20, iktisadi işletmecilerin yükümlülüklerine aykırılık hâlleri için idari para cezası bantları öngörür; ancak Kanun’un kendi dipnotu, metindeki tutarların Kanun’la getirilmiş asli tutarlar olduğunu ve bir önceki yılın sonunda Resmî Gazete’de yayımlanan Ticaret Bakanlığı tebliğiyle her takvim yılı için yeniden belirlendiğini kaydeder. Bu nedenle Kanun metninden aktarılan bir rakam tek başına güncel değildir; ilgili yıl için yürürlükteki tebliğe bakılması gerekir.