Fesih yalnızca tasfiyeyi başlatır ve tasfiyenin takvimi Türk Ticaret Kanunu'nda yazılıdır: alacaklılara birer hafta arayla üç ilan, kalan varlığın dağıtımı için üçüncü ilandan itibaren üç aylık bekleme ve bu ilanları gösteren gazeteler dosyaya konmadan yapılmayan bir terkin.
Türkiye’de bir şirket, kapatma kararı alınmakla kapanmaz. Ortakların fesih kararı yalnızca tasfiyeyi başlatır: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 533 (tam metin) uyarınca infisah eden şirket tasfiye hâline girer, tüzel kişiliğini tasfiyenin sonuna kadar korur ve bu süre boyunca ticaret unvanını “tasfiye hâlinde” ibaresi eklenmiş olarak kullanır. Bundan sonraki takvimi ortaklar değil kanun belirler: alacaklılara birer hafta arayla yapılacak üç çağrı ve üçüncü çağrıdan itibaren üç ay geçmedikçe kalan varlığın dağıtılamaması.
Bu rehber, iflas dışındaki hâllerde anonim ve limited şirketler bakımından bu sırayı fesih kararından ticaret unvanının sicilden silinmesine ve silinmeden sonra da devam eden yükümlülüklere kadar izler. Metin kanun hükümlerinden hareketle yazılmıştır; tasfiyenin muhasebe boyutu bilinçli olarak kapsam dışında bırakılmıştır.
Fesih kararı ile tasfiye iki ayrı karardır
TTK m. 529, anonim şirketin hangi hâllerde sona ereceğini sayar: esas sözleşmede öngörülen sürenin dolması, işletme konusunun gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız hâle gelmesi, esas sözleşmede yazılı bir sona erme sebebinin ortaya çıkması, genel kurul kararı, iflasa karar verilmesi ve kanunda öngörülen diğer hâller. Uygulamada asıl şaşırtan, m. 529/1-d’nin yaptığı yollamadır. Bu bent fesih kararını m. 421/3 ve 4’e bağlar; yani karar, sermayenin en az yüzde yetmiş beşini oluşturan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oyuyla alınır ve ilk toplantıda bu nisap sağlanamazsa izleyen toplantılarda da aynı nisap aranır. Anonim şirket adi çoğunlukla feshedilmez.
Limited şirkette cevap farklıdır ama daha kolay değildir. TTK m. 621/1, şirketin feshini, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin olumlu olması ve aynı zamanda oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun sağlanması gereken kararlar arasında sayar.
Ardından tescil gelir. Fesih, iflastan veya mahkeme kararından başka bir sebepten kaynaklanıyorsa yönetim kurulu bunu tescil ve ilan ettirir (m. 532); limited şirkette aynı görev müdüre, birden fazla müdür varsa en az iki müdüre aittir (m. 637). Aynı sonuca mahkeme yoluyla varan iki yol daha vardır. TTK m. 530 uyarınca, şirketin kanunen gerekli organlarından biri uzun süredir mevcut değilse ya da genel kurul toplanamıyorsa pay sahiplerinden biri, şirket alacaklılarından biri veya Bakanlık mahkemeye başvurabilir; burada gözden kaçırılmaması gereken nokta, mahkemenin doğrudan fesih kararı vermemesi, önce durumun kanuna uygun hâle getirilmesi için bir süre belirlemesi ve ancak bu süre sonuçsuz geçerse feshe hükmetmesidir. TTK m. 531 ise sermayenin en az onda birini — halka açık şirketlerde yirmide birini — temsil eden pay sahiplerine haklı sebeple fesih davası açma imkânı tanır; ancak fıkranın ikinci cümlesi birincisi kadar önemlidir: mahkeme, fesih yerine davacı pay sahiplerine paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip şirketten çıkarılmalarına ya da duruma uygun düşen başka bir çözüme karar verebilir. Bu nedenle fesih davası bir işletmeyi kapatmanın güvenilir yolu değildir; bu yolu düşünen ortakların davayı ortaklık uyuşmazlıklarında azınlık haklarının bütünü içinde değerlendirmesi gerekir.
Tescil başvurusunun eki de kurala bağlanmıştır. Ticaret Sicili Yönetmeliği m. 86/1 uyarınca infisahın tescili için noter onaylı genel kurul kararı ile tasfiye memurlarının Kanunun 40. maddesi uyarınca düzenlenmiş imza beyannameleri müdürlüğe verilir; tasfiye memurlarının adı, kimlik numarası ve yerleşim yeri ile tasfiyenin tamamlandığı olgusu m. 87 uyarınca; tasfiyeden dönülmesi ise m. 88 uyarınca tescil edilir. Sicil müdürlüğü bu belgeler tamamlanmadan tescili yapmaz; bu nedenle genel kurulun toplandığı gün ile tescilin gerçekleştiği gün arasında, hazırlığa bağlı olarak birkaç günlük bir fark her zaman vardır.
Fesih tescil edildikten sonra şirket varlığını sürdürür. Organları da yerinde kalır; ancak TTK m. 535, organların yetkisini tasfiyenin yapılabilmesi için zorunlu olan, nitelikleri gereği tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlerle sınırlar.
Tasfiyeyi kim yürütür
Esas sözleşme veya genel kurul kararıyla ayrıca tasfiye memuru atanmamışsa tasfiye, yönetim kurulunca yapılır (m. 536/1). Tasfiye memurları pay sahiplerinden veya üçüncü kişilerden olabilir; her hâlde yönetim kurulu bunları tescil ve ilan ettirir. Fesih mahkeme kararıyla gerçekleşmişse tasfiye memurunu mahkeme atar.
TTK m. 536/4’teki tek bir şart, yabancı sermayeli her şirketin planını biçimlendirir: temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birinin Türk vatandaşı olması ve yerleşim yerinin Türkiye’de bulunması zorunludur. Kanun mahkemeden atama yolunu ise iki koşulu birlikte arayarak açar: m. 537/3 uyarınca, şirketi temsile yetkili tasfiye memurlarından hiçbiri Türk vatandaşı değilse ve hiçbirinin Türkiye’de yerleşim yeri bulunmuyorsa, pay sahiplerinden biri, bir alacaklı ya da Bakanlık mahkemeden söz konusu şarta uygun birinin atanmasını isteyebilir. Kurucuları Türkiye’de yerleşik olmayan şirketler — yabancı yatırımcılar için Türkiye’de şirket kuruluşu rehberinde anlatılan yapılar — bu meseleyi genellikle fesih kararının alındığı genel kurulda birlikte çözer.
Tasfiye memurlarının yetkisi geniştir ama sınırsız değildir. Şirket malvarlığını pazarlıkla satabilirler; buna karşılık malvarlığının önemli bir bölümünün toptan satışı genel kurulun kararına bağlıdır ve bu karar ağırlaştırılmış nisapla alınır (m. 538/2). Kanunla kendilerine verilen yetkiler devredilemez; birden fazla tasfiye memuru varsa, aksi kararlaştırılmadıkça şirket ancak ikisinin ticaret unvanı altında atacağı imza ile bağlanır (m. 539). İlk esaslı görevleri, tasfiye hâlindeki şirketin durumunu gösteren bir envanter ile bilanço düzenlemek ve bunu genel kurulun onayına sunmaktır; şirketin mallarına, defter ve belgelerine ancak bu onaydan sonra el koyarlar (m. 540).
Alacaklılara çağrı: birer hafta arayla üç ilan
Sürecin kalbi TTK m. 541’dir. Şirketin defter ve belgelerinden ya da diğer kayıtlarından alacaklı oldukları anlaşılan ve yerleşim yerleri bilinen kişiler taahhütlü mektupla; diğer alacaklılar ise Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ve şirketin internet sitesinde, ayrıca esas sözleşmede öngörülen şekilde birer hafta arayla yapılacak üç ilanla davet edilir.
İnternet sitesi ayağının, kanunun başka bir yerinden gelen bir kaydı vardır. Kanuni ilanların yayımlanacağı internet sitesini açma yükümlülüğü, TTK m. 1524 ile yalnızca bağımsız denetime tabi sermaye şirketlerine getirilmiştir ve aynı maddenin altıncı fıkrası bu hükümlerin denetim kapsamı dışındaki sermaye şirketlerine uygulanmayacağını açıkça belirtir. Denetim yükümlülüğü bulunmayan küçük ölçekli bir şirket için işleyen yayın aracı Gazete’dir.
Sessiz kalan alacaklı için iki koruma öngörülmüştür. Bilinen bir alacaklı alacağını bildirmezse alacak tutarı Bakanlıkça belirlenen bir bankaya depo edilir (m. 541/2). Henüz muaccel olmamış ya da hakkında uyuşmazlık bulunan borçları karşılayacak tutarda para da noterde tevdi olunur; meğerki bu borçlar için yeterli teminat gösterilmiş olsun ya da ortaklara yapılacak dağıtım bu borçların ödenmesi şartına bağlanmış bulunsun (m. 541/3). Bu kuralları göz ardı eden tasfiye memurları, haksız yere ödedikleri tutarlardan şahsen sorumludur.
Bu ilanlar biçimsel bir ayrıntı değildir. Ticaret Sicili Yönetmeliği m. 86/2 (tam metin) uyarınca sicil müdürlüğü, dosyada genel kurulca onaylanmış son bilanço, noter onaylı karar ve üç çağrının birer hafta arayla yapıldığını gösteren gazeteler bulunmadıkça şirketi sicilden silmez.
Dağıtımdan önce bitirilmesi gerekenler
TTK m. 542 tasfiye memurlarının işini sayar: devam eden işleri tamamlamak, gerekiyorsa pay bedellerinin ödenmemiş kısımlarını tahsil etmek, aktifleri paraya çevirmek ve tasfiyenin başındaki bilanço ile alacaklılara yapılan çağrı sonucunda borçların malvarlığından fazla olmadığı anlaşılmışsa şirket borçlarını ödemek. Tasfiye memurları, tasfiyenin gerektirmediği yeni bir işlem yapamaz. Tasfiye uzarsa yıllık finansal tabloları, sonunda ise son bilançoyu genel kurula sunarlar. Vadesi gelmemiş borçlar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nca kısa vadeli krediler için uygulanan oran üzerinden iskonto edilerek derhâl ödenir ve alacaklı bu ödemeyi kabul etmek zorundadır; kanunen iskonto edilemeyecek alacaklar bunun dışındadır.
Görevlerden biri iş değil, bir dur işaretidir. Şirketin borçları malvarlığından fazlaysa m. 542/1-c tasfiye memurlarının durumu derhâl şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine bildirmesini emreder ve mahkeme iflasın açılmasına karar verir. Zorlanan ama hâlâ ayakta durabilen bir işletmenin yeri ise bambaşkadır; bu yol konkordato ve mali yeniden yapılandırma rehberinde anlatılmıştır.
Dağıtım ancak bundan sonra gündeme gelir. Borçlar ödendikten ve pay bedelleri geri verildikten sonra kalan varlık, esas sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa pay sahipleri arasında ödedikleri sermayeler ve imtiyaz hakları oranında dağıtılır (m. 543/1); dağıtma, esas sözleşmede ve genel kurul kararında aksine hüküm bulunmadıkça para olarak yapılır (m. 543/3). TTK m. 543/2 ise bekleme süresini belirler: kalan varlık, alacaklılara yapılan üçüncü çağrı tarihinden itibaren üç ay geçmedikçe dağıtılamaz. Şu kadar ki, hâl ve duruma göre alacaklılar için bir tehlike mevcut değilse mahkeme üç ay dolmadan da dağıtıma izin verebilir. Bu süre Kanun yürürlüğe girdiğinde bir yıl, 2016’daki değişiklikten sonra altı ay, 4 Kasım 2021 tarihli değişiklikten bu yana ise üç aydır; bu nedenle konuya ilişkin eski kaynaklar güvenilir değildir.
Kanuni asgari takvim
Kanun bir süre vaat etmez. Yalnızca bir alt sınır koyar ve gerçekçi bir plan bu alt sınırın üzerine kurulur.
| Aşama | Dayanak | En erken ne zaman yapılabilir |
|---|---|---|
| Ağırlaştırılmış nisapla fesih kararı | TTK m. 529/1-d, 421/3-4; limitedde m. 621/1 | 0. gün |
| Feshin tescili, unvana "tasfiye hâlinde" ibaresinin eklenmesi, tasfiye memurlarının tescili | TTK m. 532, 533, 536/2; Yön. m. 87 | Karardan hemen sonra |
| Tasfiye başlangıcı envanteri ve bilançosunun genel kurulca onaylanması | TTK m. 540 | Tescilden sonra |
| Alacaklılara birinci, ikinci ve üçüncü çağrı, birer hafta arayla | TTK m. 541/1 | Yaklaşık iki haftaya yayılır |
| Aktifin paraya çevrilmesi, borçların ödenmesi, başvurmayan veya çekişmeli alacaklar için tevdi | TTK m. 538, 541/2-3, 542 | Paralel yürür |
| Kalan varlığın dağıtılması | TTK m. 543/2 | Üçüncü çağrıdan üç ay sonra; mahkeme izin verirse daha erken |
| Son bilançonun onayı ve ticaret unvanının sicilden silinmesi istemi | TTK m. 545/1; Yön. m. 86/2 | Dağıtımdan sonra |
Limited şirkette bu tablonun hiçbir satırı değişmez. TTK m. 643, tasfiye usulü ile tasfiyede organların yetkilerine ilişkin anonim şirket hükümlerini limited şirkete uygular; m. 636/5 infisahın sonuçları bakımından aynı yollamayı yapar; m. 644/1-a tasfiye memurlarının sorumluluğunda TTK m. 553’ü limited şirkete de teşmil eder; Ticaret Sicili Yönetmeliği m. 104 ise tescile ilişkin m. 86-89 hükümlerinin limited şirketlerde de uygulanacağını söyler. Limited şirkette haklı sebeple fesih davası açan ortak için de aynı tuzak geçerlidir: m. 636/3 uyarınca mahkeme, fesih yerine davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenerek şirketten çıkarılmasına karar verebilir.
Terkin ve terkinden sonra süren yükümlülükler
Tasfiye sona erdiğinde tasfiye memurları ticaret unvanının sicilden silinmesini müdürlükten ister; silinme de tescil ve ilan olunur (m. 545/1). 2016’da eklenen bir sonuç uygulamada işe yarar: Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tasfiye edilen şirketler bakımından İcra ve İflas Kanunu’nun ticareti terk eden borçluya ilişkin m. 44 ve m. 337/a hükümleri uygulanmaz.
Vergi dosyası aynı gün kapanmaz. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 162 (tam metin) tasfiye ve iflas hâllerinde mükellefiyetin, vergi ile ilgili muameleler tamamen sona erinceye kadar devam edeceğini düzenler ve tasfiye memurlarına hem tasfiye kararını hem de tasfiyenin kapandığını vergi dairesine ayrı ayrı bildirme yükümlülüğü getirir. Şirketlerin işi bırakma bildirimleri, VUK m. 168 uyarınca olayın vukuu tarihinden itibaren bir ay içinde yapılır. İki hüküm daha bu tabloyu tamamlar. VUK m. 161’e göre işi bırakma, vergiye tabi olmayı gerektiren muamelelerin tamamen durdurulması ve sona ermesidir; işlemlerin geçici olarak durdurulması işi bırakma sayılmaz, dolayısıyla faaliyeti askıya almak tasfiyenin yerini tutmaz. VUK m. 160 ise mükellefiyet kaydının vergi dairesince terkin edilmesinin, mükellefin işi bırakmasından önceki döneme ilişkin yükümlülüklerini ortadan kaldırmayacağını açıkça söyler. Kısacası sicil kaydının silinmesi, geçmiş dönem beyan ve ödeme yükümlülüklerini geriye dönük olarak temizlemez. Belge saklama ise şirketten sonra da devam eden iki ayrı süreye tabidir: VUK m. 253 uyarınca ilgili bulundukları yılı izleyen yıldan başlayarak beş yıl, TTK m. 82 uyarınca on yıl. On yıllık süre bakımından şu ayrıntı önemlidir: tüzel kişiliğin sona ermesi hâlinde defter ve belgeler on yıl süreyle sulh mahkemesi tarafından saklanır.
Terkinden sonra iki kapı da açık kalır. TTK m. 547’deki ek tasfiye, tasfiyenin kapanmasından sonra başka tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa son tasfiye memurlarına, yönetim kurulu üyelerine, pay sahiplerine veya alacaklılara şirketin yeniden tescilini asliye ticaret mahkemesinden isteme imkânı verir; Ticaret Sicili Yönetmeliği m. 89/2 uyarınca şirket bu tescille tüzel kişiliğini yeniden kazanır ve organları kendiliğinden görevine başlar. TTK m. 548 ise genel kurula, şirketi sona erdirmek yerine devam ettirme kararı alma imkânı tanır; ancak bu kapı göründüğünden dardır. Devam kararı yalnızca şirket sürenin dolmasıyla veya genel kurul kararıyla sona ermişse, yalnızca pay sahipleri arasında malvarlığının dağıtımına henüz başlanılmamışken ve sermayenin en az yüzde altmışının oyuyla alınabilir; esas sözleşme bu nisabı ağırlaştırabilir. Ticaret Sicili Yönetmeliği m. 88, bu kararın tescili için tasfiye memurlarının pay sahiplerine dağıtımın henüz başlamadığını belirten bir raporunu arar; yani tasfiyeden dönme, dağıtımın başladığı an kapanan bir kapıdır. Tasfiye sırasında pay sahipleri ile tasfiye memurları arasında çıkan uyuşmazlıklar basit yargılama usulüne göre görülür ve mahkeme otuz gün içinde karar verir (m. 546).
Sıralamayı doğru işletmenin pratik sebebi şudur: sicilden silinen şirket tüzel kişi olarak ortadan kalkar, onunla birlikte taraf ehliyeti de sona erer (HMK m. 50); böyle bir şirkete karşı dava açmak zorunda kalan alacaklının önündeki kanuni yol, önce TTK m. 547 uyarınca şirketin yeniden tescilini istemektir. Bu nedenle iyi kapatmak, aslında dosya kapanmadan dosyayı bitirmektir — şirketin kuruluş aşamasında ve aradaki bütün şirketler hukuku işlerinde geçerli olan disiplinin aynısı; kapanış sırasında ve sonrasında doğan uyuşmazlıklar ise şirket çıkışı, tasfiye ve ihya başlığının konusudur.